ADANA'da, birbirlerinin ağabeyleriyle 'berdel' yöntemiyle yöresel geleneklere göre düğün yapılarak nikah kıyılmadan evlendirilen çocuk gelinlerden S.K.'nın olay tarihinde 15 yaşını doldurmadığı belirlenince Cumhuriyet Savcısı 25 yaşındaki Fikret D. hakkında 'nitelikli cinsel istismar' suçundan 15 yıl hapis cezası istedi.
Olay, 17 yaşındaki M.K. ile evlendirilen 15 yaşındaki Y.D. ve Fikret D. ile evlendirilen 15 yaşındaki S.K.'nın, geçen 15 Şubat'ta polise başvurmalarıyla ortaya çıktı. Merkez Yüreğir İlçesi'ne bağlı Dedekorkut Mahallesi'nde oturan ve eşinden ayrı yaşayan 48 yaşındaki T.K., kızı S.K.'yı akrabalarının oğlu Fikret D. ile yöresel törenle evlendirdi. Ardından damat Fikret D.'nin kız kardeşi Y.D., küçük gelin S.K.'nın ağabeyi M.K. ile aynı şekilde evlendirildi. Kayınvalideler arasında anlaşmazlık çıkınca, yaşı küçük gelinler birlikte polise giderek, "Bizi birbirimizin ağabeyleriyle zorla evlendirdiler" diyerek aileleri hakkında şikayette bulundu. Küçük gelinler devlet korumasına alındı.
'RIZASI İLE' SAVUNMASI
S.K.'nın evlendirilmesi ilgili Adana 2'nci Ağır Ceza Mahkemesi'nde açılan davada sanıklar haklarındaki suçlamayı kabul etmedi. Damadın babası Ş.D., "S.K. benim yeğenimdir. Babası evi terk ettiği için bu yaşa kadar kendisine ben baktım. Oğlumla yeğenim aynı evde büyüdüler. Birbirlerini sevdiklerini ve evlenmek istediklerini söylediler. Aksi halde kaçacaklarını da söylediler. Biz de evlenmelerine rıza gösterdik" diye savunma yaptı.
Damat Fikret D. de, S.K. ile uzun süre arkadaşlık yaptıklarını, birbirlerini severek evlenmeye karar verip durumu ailelerine bildirdiklerini, S.K.'nın rızasıyla birlikte olduklarını ve bu sürede kendisine kötü bir muamelesinin olmadığını savundu. Küçük gelin S.K. da ifadesinde, "Ben önce istemedim. Israr edilince kafam karıştı ve kabul ettim. Benden uzak dursunlar. Artık evlilik istemiyorum" diyerek şikayetçi olmadığını söyledi.
15 YAŞINDAN KÜÇÜK ÇIKTI
Adli Tıp Kurumu tarafından verilen raporda çocuk gelin S.K.'nın olay tarihinde 15 yaşını doldurmadığı belirlendi. Bu gelişme üzerine Cumhuriyet Savcısı, sanıklar hakkında esasa ilişkin mütalaasını verdi. S.K.'nın annesi Türkan K.'nın vefat etmesi nedeniyle hakkındaki suçlamalar düşerken, sanık Fikret D. hakkında 'çocuğun nitelikli cinsel istismarı' suçundan 15 yıla kadar, Fikret D.'nin annesi S.D. ve babası Ş.D. hakkında ise yardım suçundan 8 yıla kadar ceza istendi. Sanık ve avukatı esasa ilişkin ve Adli Tıp Kurumu raporuna savunma yapmak üzere süre talep edince mahkeme heyeti duruşmayı erteledi.
Diğer küçük gelin Y.D.'nin evlendirilmesiyle ilgili de 3'üncü Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki dava devam ediyor.
türkiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
türkiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
7 Temmuz 2014 Pazartesi
28 Mayıs 2014 Çarşamba
Dolar yine yükselişe geçti
Dolar son bir haftanın en yüksek seviyesini gördü serbest piyasada dolar 2.11'e kadar yükseldi.
Dün güne 2.09'un altında başlayan dolar 2.1072'ye kadar yükselerek, bir haftanın en yüksek seviyesini test etti. Dün günü 2.10'un hemen üzerinde tamamlayan dolar bu sabah serbest piyasada 2,1010 liradan güne başladı. Açılışın ardından 2,1120 liraya kadar yükselen dolar sonra 2,1109'dan alıcı buluyor.
Kapalıçarşı'da euro ise 2,8630 lira oldu
Dün güne 2.09'un altında başlayan dolar 2.1072'ye kadar yükselerek, bir haftanın en yüksek seviyesini test etti. Dün günü 2.10'un hemen üzerinde tamamlayan dolar bu sabah serbest piyasada 2,1010 liradan güne başladı. Açılışın ardından 2,1120 liraya kadar yükselen dolar sonra 2,1109'dan alıcı buluyor.
Kapalıçarşı'da euro ise 2,8630 lira oldu
Büyük deprem ne kadar yakın?
Son günlerde depremler neden arttı?
Gökçeada yakınlarındaki 7,2'lik büyük depremin ardından depremlerin ardı arkası bir türlü kesilmiyor. Dün akşam Kars, Çanakkale ve Erzurum'da bir deprem meydana geldi. Dün sabaha karşı gelen depremlerin ardından halk büyük bir paniğe kapıldı.
Büyük deprem olacakmı? Evet son günlerde bütün herkesin aklında bu soru var. İstanbul'da yıllardır beklenen büyük deprem bu yaz olacakmı? Saros açıklarında meydana gelen 7,2'lik depremin ardından başlayan artçı depremler bir türlü son bulmuyor.
24 Mayıs'ta Türkiye'nin birçok ilinde hissedilen Gökçeada merkezli depremden sonra dün akşam Saros Körfezi, Erzurum ve Kars da deprem oldu. Saros Körfezi'nde Richter ölçeğine göre 4.5 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Erzurum ve Kars'ta da gece boyunca sarsıntı kaydedildi. Sabaha karşı olan depremlerden dolayı bölge halkı rahatsız ve tedirgin. Ege Denizi'nde hergün artçı depremler meydana geliyor ve bölge halkı depremlerden dolayı korku içinde.
Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü verilerine göre, saat 06.59′da merkez üssü Saros Körfezi olan 4.5 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Deprem, Çanakkale şehir merkezi ve bazı ilçelerinde hafif şekilde hissedildi. Yerin 13.3 kilometre derinliğinde meydana gelen depremin ardından 2.2 ile 2.1 büyüklüğünde iki deprem daha meydana geldi.
ÇANAKKALE - KARS - ERZURUM SALLANDI!
Merkez üssü Eceabat açıkları olan ve saat 06.59'da 4,1 büyüklüğünde meydana gelen deprem nerelerde hissedildi. Çanakkale'de deprem - son dakika!Çanakkale'nin Gökçeada İlçesi açıklarındaki Saros Körfezi'nde Richter ölçeğine göre 4.5, Kars'ın Selim İlçesi yakınlarında ise 4.2 büyüklüğünde deprem meydana geldi.Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü verilerine göre, saat 06.59'da merkez üssü Saros Körfezi olan 4.5 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Yerin 13.3 kilometre derinliğinde meydana gelen depremin ardından 2.2 ile 2.1 büyüklüğünde iki deprem daha kaydedildi. Deprem, Çanakkale şehir merkezi ve bazı ilçelerinde hafif hissedildi.Saat 03.03'te merkez üssü Erzurum Şenkaya olan 4.3 büyüklüğünde deprem meydana geldi.Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı Deprem Dairesi Başkanlığı verilerine göre, saat 03.03'te merkez üssü Erzurum'un Şenkaya ilçesi olan yerin 5.16 kilometre derinliğinde 4.3 büyüklüğünde deprem meydana geldi.Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü, saat 03.03'te meydana gelen depremin merkez üssünü Kars'ın Selim ilçesine bağlı Başköy, büyüklüğünü ise 4.2 olarak açıkladı.Kars'ın Selim İlçesi yakınlarında ise 4.2 büyüklüğünde deprem meydana geldi.Saat 03.03'te ise, merkez üssü Kars'ın Selim İlçesi'ne bağlı Başköy olan Richter ölçeğine göre 4.2 büyüklüğünde deprem kaydedildi. Yerin 8.3 kilometre derinliğindeki deprem hasara yol açmadı. Yerin 13.3 kilometre derinliğinde meydana gelen depremin ardından 2.2 ile 2.1 büyüklüğünde iki deprem daha meydana geldi.
Deprem, Çanakkale şehir merkezi ve bazı ilçelerinde hafif şekilde hissedildi.
KARS DA SALLANDI
Saat 03.03’te ise merkez üssü Kars’ın Selim İlçesi’ne bağlı Başköy olan Richter ölçeğine göre 4.2 büyüklüğünde deprem kaydedildi. Yerin 8.3 kilometre derinliğindeki deprem hasara yol açmadı.
ERZURUM DA AYNI SAATLERDE SALLANDI
Erzurum’un Şenkaya ilçesinde de saat 03:03′te Richter ölçeğine göre, 4.3 büyüklüğünde deprem meydana geldi.
Gökçeada yakınlarındaki 7,2'lik büyük depremin ardından depremlerin ardı arkası bir türlü kesilmiyor. Dün akşam Kars, Çanakkale ve Erzurum'da bir deprem meydana geldi. Dün sabaha karşı gelen depremlerin ardından halk büyük bir paniğe kapıldı.
Büyük deprem olacakmı? Evet son günlerde bütün herkesin aklında bu soru var. İstanbul'da yıllardır beklenen büyük deprem bu yaz olacakmı? Saros açıklarında meydana gelen 7,2'lik depremin ardından başlayan artçı depremler bir türlü son bulmuyor.
24 Mayıs'ta Türkiye'nin birçok ilinde hissedilen Gökçeada merkezli depremden sonra dün akşam Saros Körfezi, Erzurum ve Kars da deprem oldu. Saros Körfezi'nde Richter ölçeğine göre 4.5 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Erzurum ve Kars'ta da gece boyunca sarsıntı kaydedildi. Sabaha karşı olan depremlerden dolayı bölge halkı rahatsız ve tedirgin. Ege Denizi'nde hergün artçı depremler meydana geliyor ve bölge halkı depremlerden dolayı korku içinde.
Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü verilerine göre, saat 06.59′da merkez üssü Saros Körfezi olan 4.5 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Deprem, Çanakkale şehir merkezi ve bazı ilçelerinde hafif şekilde hissedildi. Yerin 13.3 kilometre derinliğinde meydana gelen depremin ardından 2.2 ile 2.1 büyüklüğünde iki deprem daha meydana geldi.
ÇANAKKALE - KARS - ERZURUM SALLANDI!
Merkez üssü Eceabat açıkları olan ve saat 06.59'da 4,1 büyüklüğünde meydana gelen deprem nerelerde hissedildi. Çanakkale'de deprem - son dakika!Çanakkale'nin Gökçeada İlçesi açıklarındaki Saros Körfezi'nde Richter ölçeğine göre 4.5, Kars'ın Selim İlçesi yakınlarında ise 4.2 büyüklüğünde deprem meydana geldi.Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü verilerine göre, saat 06.59'da merkez üssü Saros Körfezi olan 4.5 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Yerin 13.3 kilometre derinliğinde meydana gelen depremin ardından 2.2 ile 2.1 büyüklüğünde iki deprem daha kaydedildi. Deprem, Çanakkale şehir merkezi ve bazı ilçelerinde hafif hissedildi.Saat 03.03'te merkez üssü Erzurum Şenkaya olan 4.3 büyüklüğünde deprem meydana geldi.Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı Deprem Dairesi Başkanlığı verilerine göre, saat 03.03'te merkez üssü Erzurum'un Şenkaya ilçesi olan yerin 5.16 kilometre derinliğinde 4.3 büyüklüğünde deprem meydana geldi.Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü, saat 03.03'te meydana gelen depremin merkez üssünü Kars'ın Selim ilçesine bağlı Başköy, büyüklüğünü ise 4.2 olarak açıkladı.Kars'ın Selim İlçesi yakınlarında ise 4.2 büyüklüğünde deprem meydana geldi.Saat 03.03'te ise, merkez üssü Kars'ın Selim İlçesi'ne bağlı Başköy olan Richter ölçeğine göre 4.2 büyüklüğünde deprem kaydedildi. Yerin 8.3 kilometre derinliğindeki deprem hasara yol açmadı. Yerin 13.3 kilometre derinliğinde meydana gelen depremin ardından 2.2 ile 2.1 büyüklüğünde iki deprem daha meydana geldi.
Deprem, Çanakkale şehir merkezi ve bazı ilçelerinde hafif şekilde hissedildi.
KARS DA SALLANDI
Saat 03.03’te ise merkez üssü Kars’ın Selim İlçesi’ne bağlı Başköy olan Richter ölçeğine göre 4.2 büyüklüğünde deprem kaydedildi. Yerin 8.3 kilometre derinliğindeki deprem hasara yol açmadı.
ERZURUM DA AYNI SAATLERDE SALLANDI
Erzurum’un Şenkaya ilçesinde de saat 03:03′te Richter ölçeğine göre, 4.3 büyüklüğünde deprem meydana geldi.
Kemal Kılıçdaroğlu: "Bi git be adam"
Kemal Kılıçdaroğlu, Erdoğan’a “Senin defolup gitmen lazım” dedi.
KILIÇDAROĞLU'NDAN ERDOĞAN'A "SENİN DEFOLUP GİTMEN LAZIM"
Partisinin grup toplantısında konuşma yapan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu Başbakan Tayyip Erdoğan’a sert tepki gösterdi. Kılıçdaroğlu Erdoğan için “3 gün sussa Türkiye’de huzur olur. Her gün konuşuyor her gün kavga. Sürekli bir gerginlik ortamı yaratılıyor ve belli siyasi partiler bunlardan beslenmeye çalışıyor” şeklinde konuştu.
CHP lideri Kılıçdaroğlu “Toplumu bölüyor, renklere tahammül edemiyor. Senin defolup gitmen lazım” ifadelerini kullandı. Okmeydanı’nda yaşananlara da değinen Kemal Kılıçdaroğlu “Yüzü maskeli elinde silah olayları çıkaranlar kimse bunları çıkarsınlar. Gezi olaylarında TOMA’ya Molotof atan polisleri gördük. Hükümetin bir an önce bunu çıkarması lazım” dedi.
Huzur istiyoruz ama huzurlum bir Türkiye yok. Bu kötü günler arasında bize bir armağan hediye edildi. Nuri Bilge Ceylan Cannes’da Altın Palmiye aldı. Onunla gurur duyuyoruz. Onun filmlerinin her karesi bir sanat eseri gibidir. İzlerken duygulanırsınız. Fazla konuşma yoktur ama kendinizi filmin içinde hissedersiniz. O bir sinema bilgesidir. Tekrar yürekten kutluyorum bize armağan ettiği ödül için.
Taşeron işçiliğin kaldırılmasını isteyen tek parti CHP’dir. Taşeron işçilik döneminin bitmesi lazım. Defalarca bütün mitinglerde bunu dile getirdim. TBMM binası dahil bütün kamu kurumlarında taşeron işçi çalıştırılıyor. Sendikalara sesleniyorum. Taşeronluğa karşıysanız adresiniz CHP’dir. Taşeronluğu Türkiye’ye bela eden bu düzeni savunacak mısınız savunmayacak mısınız? Soma eylem yapan bütün işçi kardeşlerimizi yürekten kutluyorum. Sizin emeğinizi satan sendikacılara sakın güvenmeyin. Her zaman sizin yanınızda olacağız.
İKİ MİLYON TAŞERON İŞÇİYE SESLENİYORUM
Ama hala gidip de sizin emeğinizi sömüren, örgütlenmenize engel olan bir siyasal partiye destek verirseniz başınıza daha çok şey gelecek. Hep beraber ağlayacağız ama ağlamak çözüm değil. Çözümü beraber üreteceğiz. AB’de, ABD’de, Japonya’da hangi haklar varsa Türkiye’de de o haklar olsun diyoruz biz. 2 milyon taşeron işçiye tekrar sesleniyorum. Kimse kusura bakmasın. Sizin yeriniz, sizin ocağınız CHP’dir. Siz halktan birisiniz. Sizin haklarınızı arıyoruz. Ne arıyorsunuz sağda solda. Umut mu bekliyorsunuz. Onlardan size umut yok. onların kendisi köşeyi dönmeyi istiyor.
Ölen kardeşlerinizin mücadelesini yapmak zorundasınız. Onlar da işçiydi siz de işçisiniz. Onlar da çalışıyorsunuz siz de çalışıyorsunuz ama emeğinizi sömürtmeden. Yeriniz artık bellidir. Geleceksizin. eliniz mahkum. Ya sömürülmeye katlanacaksınız ya da ben de emeğimin hakkını almak istiyorum diyeceksiniz.
Türkiye riskli bir sürecin içine girdi. Gerginlik yaşanıyor ülkede. Kullanılan dil gerginliği besliyor. Tekerlek kırıldıktan sonra yol gösteren çok olur ama biz tekerlek kırılmadan önce yol gösteriyoruz. Siyasetçinin sorumluluğu aydınlardan biraz daha fazladır. Çünkü temsil yetkimiz var. Halktan oy almışız. Kendisi sorun olan iktidara karşı çözüm üretmeliyiz.
“ÜÇ GÜN SUSSA ÜLKEDE HUZUR OLUR”
Emin olun 3 gün sussa Türkiye’de huzur olur. Her gün konuşuyor her gün kavga. Sürekli bir gerginlik ortamı yaratılıyor ve belli siyasi partiler bunlardan beslenmeye çalışıyor. Biz muhalefete görevimizi yapıyoruz. Hükümet ülkeyi akılla yönetmeli öfkeyle değil. Kendisiyle kavga eden bir siyasal anlayış olabilir mi?
“GERGİNLİK OLMASIN DİYE BAZI HATALARI GÖRMÜYORUZ”
Toplumda kutuplaşma gerginlik omasın diye çok hassas davranıyoruz. Bazı hataları toplumda fazla kutuplaşma olmasın diye görmüyoruz. Soma olaylarında Gezi olaylarında toplumda kutuplaşma olmasın diye çok hassas davrandık.
Biber gazını copları bizim milletvekillerimiz yedi. Neden? Vatandaşın çocuğu dövülmesin biber gazı yemesin diye. Yanlış mı yapıyoruz biz acaba.
Yüzü maskeli elinde silah olayları çıkaranlar kimse bunlar bunları çıkarsınlar. Biz bunlara karşıyız. Her zaman söyledim yine söylüyorum. O kişiler acaba kim? Gezi olaylarında TOMA’ya Molotof atan polisleri gördük. Şimdi toplumda bu kutuplaşmayı yaratanlar kimler. Hükümetin bir an önce bunu çıkarması lazım.
Ben 68 kuşağındanım. Hep ülkemin bağımsızlığını savundum, huzuru savundum. 1960 ihtilali sonrası üç siyasetçiyi darağacına gönderdik. o dönem belki birileri alkışladı ama bugün siyasetçilerin idam edilmesinin ne kadar yanlış olduğunu hepimiz görüyoruz.
Daha sonra üç gencimizi idame gönderdik. Neden? İntikam hırsıyla.
Biz yaşananlardan ders çıkarmak zorundayız. Uygar dünya yaşadığı acıları bir toplumsal kazanıma dönüştürdü.
Biz tarihten ders almadık. O acıları toplumsal kazanıma dönüştüremedik. birileri geldi bizi geçti biz toplumu ayrıştırarak yeni fay hatları yaratarak toplumu bölüyoruz.
Bugün cumhuriyet tarihinin en büyük kırılmasıyla karşı karşıyayız. Toplum ayrışmış durumda. Ayrıştıran bölen halkı kullanan halkı kendisine köle haline getiren siyasetçiler.
Eğer siz karşınızdaki insanı insan yerine koyup onun derdini acısını bilirseniz, acısını paylaşabilirseniz toplumsal kazanım yakalarsanız. Ama onu ötekileştirirseniz yakalayamazsanız. Siz düşünebiliyor musunuz empati kuramayan bir siyasetçi? Onu oy makinesi olarak gören bir siyasetçi. Onun sorunlarına çözüm üreten değil. Türkiye onları aşmak zorundadır.. Yeni bir Türkiye’yi yaratacağız. Farklılıklarımız var mı elbette var. Ama onları zenginlik olarak göreceğiz. Eğer siz birisini ötekileştirirseniz, yaptığınız tüm haksızlıkları meşrulaştırmış olursunuz.
İnanç açısından, mezhep açısından ötekileştirir ve ondan sonra söyleyeceklerine meşruluk kazandırmaya çalışır. Bakın tarihe. Biz bunlardan ders çıkardık mı? Hayır ders çıkarmadık. Her seferinde başa dönüyoruz. Biz kalkınamıyoruz, büyüyemiyoruz.
Kendi iç sorunlarıyla sürekli kavga eden bir siyaset anlayışını bir tarafa bırakmak zorundayız. Bizde güzel bir laf var “Susma sustukça sıra sana gelecek” işçilerimizin söylediği.
Sadece sizin sorunlarınızı değil Türkiye’deki bütün işçilerin sorunlarını çözmeye talibiz. Emeklinin sorunu, çiftçinin sorunu, işçinin sorunu, ev hanımlarının sorunu hepsini çözmeye kararlıyız.
Ama bu slogan ne zaman atılıyor? Sıra onlara geldiği zaman atılıyor. Oysa bizim inancımızda haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır deniyor. Haksızlıklara karşı susmayacaksın.
“BU SENDİKA DÜZENİNİ, SENDİKA AĞALIĞINI YIKACAĞIZ”
Ben isterdim ki TEKEL işçileri Kızılay’da dövüldüğü zaman Türkiye’nin bütün işçileri Ankara’da olsun. ben isterdim ki Soma’da 301 işçi hayatını kaybederken bütün sendikalar orada olsun. Ama bunlar olmuyor. İşçi kardeşim size sözüm var, bu sendika düzenini, sendika ağalığını yıkacağız ve onlardan da hesap soracağız.
Ayrışmadan söz ettik, kamplaşmadan söz ettik. Siz kamplaştırırsanız renkleri yok edersiniz. Bir siyah kalır bir beyaz kalır. Oysa güneş bile yedi renkli. Neden politikacı sert bir dil kullanıyor? Neden umut vaat etmiyoruz. Neden hep kavga ediyoruz. Neden ağzını açtığı zaman tepeden tırnağa hakaretlerle bu insanı maruz kalıyor. Bakın 301 işçi hayatını kaybetti. Ben de Soma’ya gittim. Bir kadıncağız bize sitemini yaptı. Yanımdakine de bu kadıncağız haklı dedim.
“ÖRNEK VERDİĞİ TARİHTE DAHA AMPUL İCAT EDİLMEMİŞTİ”
Sonra bir de bu ülkenin başbakanlık koltuğunda oturan zatta gitti. Evet gitmesi gerekir. Gayet güzel, bakın 301 kişi hayatını kaybetmiş. Yaş ortalaması 10 olan 432 çocuk yetim kalmış. Eşler yok, evlatlar yok. Büyük acı yaşanıyor. Bu gidiyor, sanki miting meydanı gibi kürsüyü koyuyor, başlıyor konuşmaya. Doğal bir ölüm kabul ediyor. Madenciliğin fıtratında doğasında böyle ölümler var diyor ve 1870’in 60’ın İngiltere’sinden örnek veriyor. 1860’da Abdülmecit tahtta ve ampul icat edilmemiş. Sen nasıl bu örneği verirsin. Bundan sonra Soma ayağa kalıyor. Herkes itiraz ediyor, yuh çekiyor. Efelenerek vatandaşın üzerine yürüyor. Yuh çekersen tokadı yersin diyor.
“SENİ TOKATLAYAN ADAMIN HALA ARKASINDAYSAN ORAYA BEN ÜÇ NOKTA KOYUYORUM”
“Yahudi dölü” diye ona hakaret ediyor. Sonra 4 bin polisle gidiyor ve de markete sığınmak zorunda kalıyor. Sonra marketteki bir vatandaşı da tokatlıyor. İlk kez bizim tarihimizde, bir ülkenin başbakanı kendi vatandaşını tokatlıyor. Bu ülkenin insanlarının 76 milyonun vicdanına sesleniyorum. Seni tokatlayan adamın hala arkasındaysan oraya ben üç nokta koyuyorum. Kimse kusura bakmasın.
Böyle bir şey olabilir mi? Bu şu demek, gidiyorsunuz cenaze evine başsağlığı dilemeye. Cenaze sahibine hakaret ediyorsunuz, bir de dövüyorsunuz. Biz oraya acıları paylaşmak için gittik. Onlar itiraz eder elbette eder. Düne kadar kim dinledi onları? Adam yerine bile koymadılar. Gideceksiniz çalışacaksınız dediler.
KILIÇDAROĞLU'NDAN ERDOĞAN'A "SENİN DEFOLUP GİTMEN LAZIM"
Partisinin grup toplantısında konuşma yapan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu Başbakan Tayyip Erdoğan’a sert tepki gösterdi. Kılıçdaroğlu Erdoğan için “3 gün sussa Türkiye’de huzur olur. Her gün konuşuyor her gün kavga. Sürekli bir gerginlik ortamı yaratılıyor ve belli siyasi partiler bunlardan beslenmeye çalışıyor” şeklinde konuştu.
CHP lideri Kılıçdaroğlu “Toplumu bölüyor, renklere tahammül edemiyor. Senin defolup gitmen lazım” ifadelerini kullandı. Okmeydanı’nda yaşananlara da değinen Kemal Kılıçdaroğlu “Yüzü maskeli elinde silah olayları çıkaranlar kimse bunları çıkarsınlar. Gezi olaylarında TOMA’ya Molotof atan polisleri gördük. Hükümetin bir an önce bunu çıkarması lazım” dedi.
Huzur istiyoruz ama huzurlum bir Türkiye yok. Bu kötü günler arasında bize bir armağan hediye edildi. Nuri Bilge Ceylan Cannes’da Altın Palmiye aldı. Onunla gurur duyuyoruz. Onun filmlerinin her karesi bir sanat eseri gibidir. İzlerken duygulanırsınız. Fazla konuşma yoktur ama kendinizi filmin içinde hissedersiniz. O bir sinema bilgesidir. Tekrar yürekten kutluyorum bize armağan ettiği ödül için.
Taşeron işçiliğin kaldırılmasını isteyen tek parti CHP’dir. Taşeron işçilik döneminin bitmesi lazım. Defalarca bütün mitinglerde bunu dile getirdim. TBMM binası dahil bütün kamu kurumlarında taşeron işçi çalıştırılıyor. Sendikalara sesleniyorum. Taşeronluğa karşıysanız adresiniz CHP’dir. Taşeronluğu Türkiye’ye bela eden bu düzeni savunacak mısınız savunmayacak mısınız? Soma eylem yapan bütün işçi kardeşlerimizi yürekten kutluyorum. Sizin emeğinizi satan sendikacılara sakın güvenmeyin. Her zaman sizin yanınızda olacağız.
İKİ MİLYON TAŞERON İŞÇİYE SESLENİYORUM
Ama hala gidip de sizin emeğinizi sömüren, örgütlenmenize engel olan bir siyasal partiye destek verirseniz başınıza daha çok şey gelecek. Hep beraber ağlayacağız ama ağlamak çözüm değil. Çözümü beraber üreteceğiz. AB’de, ABD’de, Japonya’da hangi haklar varsa Türkiye’de de o haklar olsun diyoruz biz. 2 milyon taşeron işçiye tekrar sesleniyorum. Kimse kusura bakmasın. Sizin yeriniz, sizin ocağınız CHP’dir. Siz halktan birisiniz. Sizin haklarınızı arıyoruz. Ne arıyorsunuz sağda solda. Umut mu bekliyorsunuz. Onlardan size umut yok. onların kendisi köşeyi dönmeyi istiyor.
Ölen kardeşlerinizin mücadelesini yapmak zorundasınız. Onlar da işçiydi siz de işçisiniz. Onlar da çalışıyorsunuz siz de çalışıyorsunuz ama emeğinizi sömürtmeden. Yeriniz artık bellidir. Geleceksizin. eliniz mahkum. Ya sömürülmeye katlanacaksınız ya da ben de emeğimin hakkını almak istiyorum diyeceksiniz.
Türkiye riskli bir sürecin içine girdi. Gerginlik yaşanıyor ülkede. Kullanılan dil gerginliği besliyor. Tekerlek kırıldıktan sonra yol gösteren çok olur ama biz tekerlek kırılmadan önce yol gösteriyoruz. Siyasetçinin sorumluluğu aydınlardan biraz daha fazladır. Çünkü temsil yetkimiz var. Halktan oy almışız. Kendisi sorun olan iktidara karşı çözüm üretmeliyiz.
“ÜÇ GÜN SUSSA ÜLKEDE HUZUR OLUR”
Emin olun 3 gün sussa Türkiye’de huzur olur. Her gün konuşuyor her gün kavga. Sürekli bir gerginlik ortamı yaratılıyor ve belli siyasi partiler bunlardan beslenmeye çalışıyor. Biz muhalefete görevimizi yapıyoruz. Hükümet ülkeyi akılla yönetmeli öfkeyle değil. Kendisiyle kavga eden bir siyasal anlayış olabilir mi?
“GERGİNLİK OLMASIN DİYE BAZI HATALARI GÖRMÜYORUZ”
Toplumda kutuplaşma gerginlik omasın diye çok hassas davranıyoruz. Bazı hataları toplumda fazla kutuplaşma olmasın diye görmüyoruz. Soma olaylarında Gezi olaylarında toplumda kutuplaşma olmasın diye çok hassas davrandık.
Biber gazını copları bizim milletvekillerimiz yedi. Neden? Vatandaşın çocuğu dövülmesin biber gazı yemesin diye. Yanlış mı yapıyoruz biz acaba.
Yüzü maskeli elinde silah olayları çıkaranlar kimse bunlar bunları çıkarsınlar. Biz bunlara karşıyız. Her zaman söyledim yine söylüyorum. O kişiler acaba kim? Gezi olaylarında TOMA’ya Molotof atan polisleri gördük. Şimdi toplumda bu kutuplaşmayı yaratanlar kimler. Hükümetin bir an önce bunu çıkarması lazım.
Ben 68 kuşağındanım. Hep ülkemin bağımsızlığını savundum, huzuru savundum. 1960 ihtilali sonrası üç siyasetçiyi darağacına gönderdik. o dönem belki birileri alkışladı ama bugün siyasetçilerin idam edilmesinin ne kadar yanlış olduğunu hepimiz görüyoruz.
Daha sonra üç gencimizi idame gönderdik. Neden? İntikam hırsıyla.
Biz yaşananlardan ders çıkarmak zorundayız. Uygar dünya yaşadığı acıları bir toplumsal kazanıma dönüştürdü.
Biz tarihten ders almadık. O acıları toplumsal kazanıma dönüştüremedik. birileri geldi bizi geçti biz toplumu ayrıştırarak yeni fay hatları yaratarak toplumu bölüyoruz.
Bugün cumhuriyet tarihinin en büyük kırılmasıyla karşı karşıyayız. Toplum ayrışmış durumda. Ayrıştıran bölen halkı kullanan halkı kendisine köle haline getiren siyasetçiler.
Eğer siz karşınızdaki insanı insan yerine koyup onun derdini acısını bilirseniz, acısını paylaşabilirseniz toplumsal kazanım yakalarsanız. Ama onu ötekileştirirseniz yakalayamazsanız. Siz düşünebiliyor musunuz empati kuramayan bir siyasetçi? Onu oy makinesi olarak gören bir siyasetçi. Onun sorunlarına çözüm üreten değil. Türkiye onları aşmak zorundadır.. Yeni bir Türkiye’yi yaratacağız. Farklılıklarımız var mı elbette var. Ama onları zenginlik olarak göreceğiz. Eğer siz birisini ötekileştirirseniz, yaptığınız tüm haksızlıkları meşrulaştırmış olursunuz.
İnanç açısından, mezhep açısından ötekileştirir ve ondan sonra söyleyeceklerine meşruluk kazandırmaya çalışır. Bakın tarihe. Biz bunlardan ders çıkardık mı? Hayır ders çıkarmadık. Her seferinde başa dönüyoruz. Biz kalkınamıyoruz, büyüyemiyoruz.
Kendi iç sorunlarıyla sürekli kavga eden bir siyaset anlayışını bir tarafa bırakmak zorundayız. Bizde güzel bir laf var “Susma sustukça sıra sana gelecek” işçilerimizin söylediği.
Sadece sizin sorunlarınızı değil Türkiye’deki bütün işçilerin sorunlarını çözmeye talibiz. Emeklinin sorunu, çiftçinin sorunu, işçinin sorunu, ev hanımlarının sorunu hepsini çözmeye kararlıyız.
Ama bu slogan ne zaman atılıyor? Sıra onlara geldiği zaman atılıyor. Oysa bizim inancımızda haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır deniyor. Haksızlıklara karşı susmayacaksın.
“BU SENDİKA DÜZENİNİ, SENDİKA AĞALIĞINI YIKACAĞIZ”
Ben isterdim ki TEKEL işçileri Kızılay’da dövüldüğü zaman Türkiye’nin bütün işçileri Ankara’da olsun. ben isterdim ki Soma’da 301 işçi hayatını kaybederken bütün sendikalar orada olsun. Ama bunlar olmuyor. İşçi kardeşim size sözüm var, bu sendika düzenini, sendika ağalığını yıkacağız ve onlardan da hesap soracağız.
Ayrışmadan söz ettik, kamplaşmadan söz ettik. Siz kamplaştırırsanız renkleri yok edersiniz. Bir siyah kalır bir beyaz kalır. Oysa güneş bile yedi renkli. Neden politikacı sert bir dil kullanıyor? Neden umut vaat etmiyoruz. Neden hep kavga ediyoruz. Neden ağzını açtığı zaman tepeden tırnağa hakaretlerle bu insanı maruz kalıyor. Bakın 301 işçi hayatını kaybetti. Ben de Soma’ya gittim. Bir kadıncağız bize sitemini yaptı. Yanımdakine de bu kadıncağız haklı dedim.
“ÖRNEK VERDİĞİ TARİHTE DAHA AMPUL İCAT EDİLMEMİŞTİ”
Sonra bir de bu ülkenin başbakanlık koltuğunda oturan zatta gitti. Evet gitmesi gerekir. Gayet güzel, bakın 301 kişi hayatını kaybetmiş. Yaş ortalaması 10 olan 432 çocuk yetim kalmış. Eşler yok, evlatlar yok. Büyük acı yaşanıyor. Bu gidiyor, sanki miting meydanı gibi kürsüyü koyuyor, başlıyor konuşmaya. Doğal bir ölüm kabul ediyor. Madenciliğin fıtratında doğasında böyle ölümler var diyor ve 1870’in 60’ın İngiltere’sinden örnek veriyor. 1860’da Abdülmecit tahtta ve ampul icat edilmemiş. Sen nasıl bu örneği verirsin. Bundan sonra Soma ayağa kalıyor. Herkes itiraz ediyor, yuh çekiyor. Efelenerek vatandaşın üzerine yürüyor. Yuh çekersen tokadı yersin diyor.
“SENİ TOKATLAYAN ADAMIN HALA ARKASINDAYSAN ORAYA BEN ÜÇ NOKTA KOYUYORUM”
“Yahudi dölü” diye ona hakaret ediyor. Sonra 4 bin polisle gidiyor ve de markete sığınmak zorunda kalıyor. Sonra marketteki bir vatandaşı da tokatlıyor. İlk kez bizim tarihimizde, bir ülkenin başbakanı kendi vatandaşını tokatlıyor. Bu ülkenin insanlarının 76 milyonun vicdanına sesleniyorum. Seni tokatlayan adamın hala arkasındaysan oraya ben üç nokta koyuyorum. Kimse kusura bakmasın.
Böyle bir şey olabilir mi? Bu şu demek, gidiyorsunuz cenaze evine başsağlığı dilemeye. Cenaze sahibine hakaret ediyorsunuz, bir de dövüyorsunuz. Biz oraya acıları paylaşmak için gittik. Onlar itiraz eder elbette eder. Düne kadar kim dinledi onları? Adam yerine bile koymadılar. Gideceksiniz çalışacaksınız dediler.
27 Mayıs 2014 Salı
Siyasetiniz batsın yazık değil mi bu Annelere.
PKK’NIN ÇOCUKLARINI KAÇIRDIĞI AİLELER BDP’Yİ BASTI
Diyarbakır’da PKK’nın çocuklarını kaçırdığı aileler, bugün BDP il binasını bastı. BDP’lilerle çocukları kaçırılan aileleri arasındaki arbedeyi polis ayırdı,
Buradan çıkan aileler Dağkapı Meydanı’nda oturma eylemi başlattı. BDP yöneticileri ise PKK’ya katılımlarla ilgileri olmadığını belirterek, ailelerin tahrik edildiğini ileri sürdü.
Diyarbakır’da Endüstri Meslek Lisesi 9’uncu sınıf öğrencisi 15 yaşındaki Ö.Ç. ile berber çırağı olan kuzeni 15 yaşındaki B.Ç.’nin önceki gün PKK tarafından dağa kaçırıldığını söyleyen aileleri, bugün BDP il binasını bastı. İki kuzenin yakınları olan yaklaşık 10 kişilik grup, girdikleri bina içinde BDP’lilerle tartıştı. Çıkan arbedede tartaklandıklarını söyleyen aileler polis çağırdı. BDP binasına gelen çok sayıda polis, ailelerle BDP’lilerin kavgasını ayırıp, aileyi bina önünden uzaklaştırdı. Bu sırada aileler binadan ayrılırken, BDP’lileri alkışla protesto etti.
OTURMA EYLEMİ
BDP binasından ayrıldıktan sonra merkez Sur İlçesi’ndeki Dağkapı Meydanı’na gelen aileler burada oturma eylemi başlattı. Kuzenlerin babaannesi Guli Çetiner, Kürtçe ağıtlar yakarak torunlarının bırakılmasını istedi. Çetiner, "Ben kabul etmiyorum, çocuğumu istiyorum" dedi.
Lise öğrencisi Ö.Ç.’nin annesi Halime Çetiner, gözyaşları içinde oğlunun hasta olduğunu belirterek bırakılması istedi. Halime Çetiner, şunları söyledi:
"Oğlum şeker hastası, aynı zamanda astımı var. Oralarda perişan olur. İlaçlarını almazsa şekeri 300’e çıkar ve orada ölür. Benim oğluma bir şey olursa, sebebi onlardır. Oğlumu okulda aşılamışlar. Onları okullardan gönderiyorlar. Ben çocuğumu istiyorum."
’BEN ONU TÜP BEBEKLE YAPTIM’
PKK’nın kaçırdığı B.Ç.’nin anesi Saniye Çetiner de oğlunu tüp bebek yöntemiyle dünyaya getirdiğini belirterek, "Ben çocuğumu istiyorum başka bir şey istemiyorum. 3 gündür çocuğum yok. 3 gündür evimizde yas var. Pazar günü saat 16.00- 17.00 arası yemek yiyip çıkmış. Oğlum berberde çalışıyor. Bir arkadaşına mesaj çekmiş, demiş ’bizi götürüyorlar, biz gideceğiz’ demiş. Ben çocuğumu istiyorum" dedi.
Kaçırılan iki kuzenin aileleri daha sonra Dağkapı Meydanı’nda oturma eylemi başlatırken, kendilerine yakınları da destek verince sayıları 10’u buldu.
BELEDİYE ÖNÜNDEKİ AİLE SAYISI 11’E YÜKSELDİ
PKK tarafından çocuklarının kaçırıldığını iddia ederek Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi önünde 19 Mayıs tarihinde oturma eylemine başlayan aile sayısı da, eylemin 9’uncu gününde 11’e çıktı. Çocukları dağa götürülen bazı aileler, çeşitli okullarda okuyan çocuklarına zarar gelmesinden endişe ettikleri için konuşmaktan ve görüntü vermekten kaçındı.
PKK’nın götürdüğü iddia edilen çocukların yaşı 14 ila 23 arasında değişiyor. Belediye binası önünde eylem yapan kadınlar, kendilerine destek vermek isteyen ve çocukları dağda olan çok sayıda aile olduğunu, ancak mahalle baskısı yüzünden buradaki eyleme katılamadıklarını söyledi. Bazı kadınlar sinir krizleri geçirip gözyaşlarına hakim olamazken, A.K.’nin annesi Yüksel Karaşin, oğlu bırakılıncaya kadar eyleme devam edeceğini, gerekirse açlık grevi başlatacağını, hatta kendisini yakabileceğini söyledi.
BDP’DEN AÇIKLAMA: GERİLLAYA KATILIMLA ALAKAMIZ YOK
BDP Diyarbakır İl Başkanlığı, çocukları PKK tarafından dağa kaçırıldığı gerekçesiyle parti binasına saldıran aileyle ilgili yazılı açıklama yaparak, hükümeti ve polisi eleştirdi. Açıklamada şöyle denildi:
"Bölgemizde kırk yıldır devam eden savaşın yegane sorumlusu olan TC. Tekçi devlet zihniyeti ve onun bugünkÜ yürütücüsü olan AKP hükümeti kanlı ellerini tekrar devreye sokmuşlardır. Kürt halk önderi Abdullah Öcalan’ın 2013 Nevruz’uyla başlattığı barış süreci, AKP hükümeti tarafından sabote edilmektedir. Kürt halk önderi ve Kürt özgürlük hareketinin tüm sağduyu çağrılarına ve çabalarına rağmen, Türk devleti saldırılarına ara vermeden devam etmektedir. Kürt coğrafyasına kan deryasına çeviren Özel Harp dairesinin kirli ve kanlı oyunları Amed’te tekrar yüzünü göstermiştir. Faşist Türk polisinin provoke ettiği üç beş kendini bilmez kişi, BDP Diyarbakır il binasına saldırmıştır.
Kalekol yaparak parti binalarımıza saldırarak Kürt halkını yıldıracağını sanan AKP polisi şu an binlerce polisi ve zırhlı aracı ile il binamızı kuşatıp provokasyonlara zemin hazırlamıştır. Yalanhaber ve karalamalarla kamuoyunu yanıltılmaktadır. Halkımız ve partimiz karşı karşıya getirilmek istenmektedir. Özellikle barış süreciyle beraber provokatörler eliyle partimiz ve değerli halkımız karşı karşıya bırakılmak istenmektedir. Gerillaya katılımların bizim partiyle uzaktan yakından alakası olamadığını herkes bilmelidir."
BAŞSAVCILIK SORUŞTURMA BAŞLATTI
Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcısı Ramazan Solmaz, PKK’nın çocukları götürüp alıkoymasıyla ilgili soruşturma başlatıldığını açıkladı. Başsavcı Solmaz, "2014/16234 soruşturma numarası ile çocukları Lice’ye götürenler ve alıkoyanlar hakkında soruşturma devam etmekte olup, soruşturmanın safahati ve sonucu hakkında kamuoyuna bilgi verilecektir" dedi.
Anneler ne diyor?
Dİyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanlığı önünde PKK’nın dağa götürdüğünü çocuklarını bırakmasını isteyerek eylemlerini sürdüren annelerin görüşleri şöyle:
EYLEMİ İLK BAŞLATAN ANNE
Belediye önünde ilk eylemi başlatan 15 yaşındaki H.G.’nin annesi Safiye Gündüz: "Kızım 23 Nisan’nda piknik bahanesiyle kaçırıldı. Selahaddin Eyubi Anadolu Lisesi 2’nci sınıf öğrencisiydi. 4 çocuğum var. Kocam Ahmet Gündüz, Kuzey Irak’ta inşaat taşeronu olarak çalışıyordu. Şimdi o da işini bırakmış şu an eylem yerinde bekliyor. 2’si kız, 2’si erkek 4 çocuğum vardı. Bir kızım dağa gitti, diğer çocuklarım başka şehirlerdeki çeşitli üniversitelerde okuyor. Kızımın bırakılmasını istiyorum."
’OĞLUNU DAĞDAN İNDİREN KADIN BİZE UMUT OLDU’
15 yaşındaki F.E.’nin annesi Filiz Eren: "Oğlum F., H. ile aynı sınıftaydı. 19 Mayıs’ta geldik, bugün 9 gün oldu. 23 Nisan’da birlikte pikniğe gitmişlerdi. Orada 5 çocuğu kaçırmışlardı. Ondan sonra bir kadın üniversite yolunda eylem yaptı, ’çocuğumu getirin’ diye. Sonra onun oğluyla birlikte 3 çocuğu serbest bıraktılar. Biz de bunu televizyonda duyduk umutlandık. H.’nin annesi ile birlikte belediye önünde eylem yapmaya karar verdik ve burada eyleme başladık. Mücadelemize devam edeceğiz."
15 yaşındaki A.B.T.’nin annesi Fatma Türk: "Oğlumu Ergani’den götürmüşler. Seçimden 2 gün sonra evden çıktı ve bir daha dönmedi. 8 çocuğum var. A.B. en küçük çocuğumdu. Oğlumu istiyorum onu geri getirsinler. Partiyle alakası yoktu kendi halindeydi."
’GEREKİRSE AÇLIK GREVİNE GİRECEĞİM, HATTA KENDİMİ YAKACAĞIM’
16 yaşındaki A.K.’nin annesi Yüksel Karaşin: "Oğlum hastaydı, hiç alakası yoktu dağdakilerle. Kulağından iltihap akıyordu. 9 Nisan’da götürdüler. Ben oğlumu istiyorum. 8 gündür buradayım. Tüm bu eylemlerden önce Dağkapı Meydanı’nda tek başıma eylem yapmayı düşünüyordum. Oğlum gelir, onu bırakırlar diye bekliyordum. Sonra bu kadınların çocukları için eylem yaptığını televizyondan görünce ben de buraya gelip eyleme başladım. Açlık grevine gireceğim, gerekirse kendimi yakacağım. Küçük çocuğumu da alıp gelmişim. 4 çocuğum var evde bıraktım geldim ne yapayım?"
’AİLELER KORKUYOR’
17 yaşındaki M.T.’nin annesi Sarriye Tokay: "Oğlum 14 yaşında Namık Kemal Lisesi 1’nci sınıf öğrencisiyken gitti. 2 ay birinci sınıfa gitti, sonra onu götürdüler. Aslında bize katılmak isteyen bir çok aile var ama korkuyorlar, çekiniyorlar. Korkudan ve endişeden dolayı buraya gelemiyorlar. Onu kandırıp götürdüler, hastaydı gözlerinde rahatsızlığı vardı. Bütün annelere sesleniyorum bize destek versinler. Gültan Kışanak’a sesleniyorum, Baydemir’e sesleniyorum, Ahmet Türk’e sesleniyorum, devlete sesleniyorum; bize sahip çıksınlar, çocuklarımızı getirsinler."
’SAVAŞ İSTEMİYORUZ, ÇOCUĞUMU İSTİYORUM’
18 yaşındaki O.B’nin annesi Zeynep Baytok: "Oğlumu 40 gün önce kaçırmışlar. Serbest çalışıyordu. 9 çocuğum var. O. 5’nci çocuğumdu. Televizyonda buradaki kadınları gördük. Oğlumu geri versinler. Oğlumuzu verene kadar buradan kalkmayacağız. Biz savaş istemiyoruz. 6 günden beri buradayım. Çocuğumu istiyorum, bana oğlumu getirsinler."
’YA ÇOCUĞUMU BIRAKSINLAR, YA DA CANIMIZI ALSINLAR’
19 yaşındaki V.Ç.’nin annesi Meral Çapak: Oğlum 7 ay önce gitmiş. Okula gitti bir daha gelmedi. Televizyonlarda kadınların çocukları için yaptığı eylemi görünce hemen düşünmeden ben de geldim. Ya çocuğumuzu bıraksınlar, yada bizim de canımızı alsınlar. Biz çocuklarımızı istiyoruz. Çocuğumu serbest bıraksınlar. Bunu istiyoruz. Saf kendi halinde evden çıkmayan bir çocuktu, yani oraya gidecek bir çocuk değildi."
BİR OĞLU ASKER
21 yaşındaki Y.Y’nin annesi Hediye Yıldız: "Oğlum 17 yaşındayken dağa gitti. Burhanettin Endüstri Meslek Lisesi öğrencisiydi. 7 çocuğum var. Kocam işsiz, perişan olduk. 20 yaşındaki oğlum Recep de Yalova’da asker. Televizyonda annelerin eylemini gördüm ben de destek için ve oğlumun geri gelmesi için eyleme başladık. 6 gündür eyleme devam ediyorum. Televizyonda görüp geldim. Huzurumuz yok, her gün ağlıyoruz. Hem asker oğluma, hem de dağdaki oğluma ağlıyorum. Hasta çocuğum var evde. Her gün de buraya geliyorum. Eşimin işi yok o da buradadıır. Biz barış istiyoruz."
’KIZIM 1 YIL ÖNCE GİTTİ’
Diyarbakır ve başka kentlerde okuyan çocukları olduğunu, onlara zarar gelmesinden endişe duyduğu için görüntü vermek istemeyen, 24 yaşındaki F.A.’nın annesi Keji Aydemir de, kızının bir yıl önce örgüte katıldığını söyledi. Eskişehir Anadolu Üniversitesi’nde okurken kızını bir kez daha dağa götürülmek istendiğini, ancak durumu erken fark ederek polisle birlikte ona engel olduklarını söyledi. Anne Aydemir, "Kızım bir yıl önce gitti. Eskişehir Anadolu Üniversitesi son sınıf öğrencisiydi. Kızımın ve bizim hayatımızı bitirdiler" dedi.
’SANA İŞ VERECEĞİZ DİYE DAĞA GÖTÜRDÜLER’
21 yaşındaki S.U.’nun annesi Muhsine Uçakan: "48 gün oldu kızım gideli. 6 günden beri burada eylem yapıyoruz. Arkadaş ortamından tanıştığı kişiler onu dağa götürdüler. Sana iş vereceğiz diye kandırdılar. Kızım hastadır, sara hastasıdır. Gözleri iyi görmüyor ve dizlerinde rahatsızlığı var. Bunu dağa götürseniz ne yapabilir ki? Televizyonda kadınların çocukları için eylem yaptığını gördük ve kendi çocuğumun bırakılması için eyleme destek verdik."
http://www.haber3.com/pkkdan-sok-yalanlama-2692865h.htm#ixzz32wQIJvOC
Diyarbakır’da PKK’nın çocuklarını kaçırdığı aileler, bugün BDP il binasını bastı. BDP’lilerle çocukları kaçırılan aileleri arasındaki arbedeyi polis ayırdı,
Buradan çıkan aileler Dağkapı Meydanı’nda oturma eylemi başlattı. BDP yöneticileri ise PKK’ya katılımlarla ilgileri olmadığını belirterek, ailelerin tahrik edildiğini ileri sürdü.
Diyarbakır’da Endüstri Meslek Lisesi 9’uncu sınıf öğrencisi 15 yaşındaki Ö.Ç. ile berber çırağı olan kuzeni 15 yaşındaki B.Ç.’nin önceki gün PKK tarafından dağa kaçırıldığını söyleyen aileleri, bugün BDP il binasını bastı. İki kuzenin yakınları olan yaklaşık 10 kişilik grup, girdikleri bina içinde BDP’lilerle tartıştı. Çıkan arbedede tartaklandıklarını söyleyen aileler polis çağırdı. BDP binasına gelen çok sayıda polis, ailelerle BDP’lilerin kavgasını ayırıp, aileyi bina önünden uzaklaştırdı. Bu sırada aileler binadan ayrılırken, BDP’lileri alkışla protesto etti.
OTURMA EYLEMİ
BDP binasından ayrıldıktan sonra merkez Sur İlçesi’ndeki Dağkapı Meydanı’na gelen aileler burada oturma eylemi başlattı. Kuzenlerin babaannesi Guli Çetiner, Kürtçe ağıtlar yakarak torunlarının bırakılmasını istedi. Çetiner, "Ben kabul etmiyorum, çocuğumu istiyorum" dedi.
Lise öğrencisi Ö.Ç.’nin annesi Halime Çetiner, gözyaşları içinde oğlunun hasta olduğunu belirterek bırakılması istedi. Halime Çetiner, şunları söyledi:
"Oğlum şeker hastası, aynı zamanda astımı var. Oralarda perişan olur. İlaçlarını almazsa şekeri 300’e çıkar ve orada ölür. Benim oğluma bir şey olursa, sebebi onlardır. Oğlumu okulda aşılamışlar. Onları okullardan gönderiyorlar. Ben çocuğumu istiyorum."
’BEN ONU TÜP BEBEKLE YAPTIM’
PKK’nın kaçırdığı B.Ç.’nin anesi Saniye Çetiner de oğlunu tüp bebek yöntemiyle dünyaya getirdiğini belirterek, "Ben çocuğumu istiyorum başka bir şey istemiyorum. 3 gündür çocuğum yok. 3 gündür evimizde yas var. Pazar günü saat 16.00- 17.00 arası yemek yiyip çıkmış. Oğlum berberde çalışıyor. Bir arkadaşına mesaj çekmiş, demiş ’bizi götürüyorlar, biz gideceğiz’ demiş. Ben çocuğumu istiyorum" dedi.
Kaçırılan iki kuzenin aileleri daha sonra Dağkapı Meydanı’nda oturma eylemi başlatırken, kendilerine yakınları da destek verince sayıları 10’u buldu.
BELEDİYE ÖNÜNDEKİ AİLE SAYISI 11’E YÜKSELDİ
PKK tarafından çocuklarının kaçırıldığını iddia ederek Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi önünde 19 Mayıs tarihinde oturma eylemine başlayan aile sayısı da, eylemin 9’uncu gününde 11’e çıktı. Çocukları dağa götürülen bazı aileler, çeşitli okullarda okuyan çocuklarına zarar gelmesinden endişe ettikleri için konuşmaktan ve görüntü vermekten kaçındı.
PKK’nın götürdüğü iddia edilen çocukların yaşı 14 ila 23 arasında değişiyor. Belediye binası önünde eylem yapan kadınlar, kendilerine destek vermek isteyen ve çocukları dağda olan çok sayıda aile olduğunu, ancak mahalle baskısı yüzünden buradaki eyleme katılamadıklarını söyledi. Bazı kadınlar sinir krizleri geçirip gözyaşlarına hakim olamazken, A.K.’nin annesi Yüksel Karaşin, oğlu bırakılıncaya kadar eyleme devam edeceğini, gerekirse açlık grevi başlatacağını, hatta kendisini yakabileceğini söyledi.
BDP’DEN AÇIKLAMA: GERİLLAYA KATILIMLA ALAKAMIZ YOK
BDP Diyarbakır İl Başkanlığı, çocukları PKK tarafından dağa kaçırıldığı gerekçesiyle parti binasına saldıran aileyle ilgili yazılı açıklama yaparak, hükümeti ve polisi eleştirdi. Açıklamada şöyle denildi:
"Bölgemizde kırk yıldır devam eden savaşın yegane sorumlusu olan TC. Tekçi devlet zihniyeti ve onun bugünkÜ yürütücüsü olan AKP hükümeti kanlı ellerini tekrar devreye sokmuşlardır. Kürt halk önderi Abdullah Öcalan’ın 2013 Nevruz’uyla başlattığı barış süreci, AKP hükümeti tarafından sabote edilmektedir. Kürt halk önderi ve Kürt özgürlük hareketinin tüm sağduyu çağrılarına ve çabalarına rağmen, Türk devleti saldırılarına ara vermeden devam etmektedir. Kürt coğrafyasına kan deryasına çeviren Özel Harp dairesinin kirli ve kanlı oyunları Amed’te tekrar yüzünü göstermiştir. Faşist Türk polisinin provoke ettiği üç beş kendini bilmez kişi, BDP Diyarbakır il binasına saldırmıştır.
Kalekol yaparak parti binalarımıza saldırarak Kürt halkını yıldıracağını sanan AKP polisi şu an binlerce polisi ve zırhlı aracı ile il binamızı kuşatıp provokasyonlara zemin hazırlamıştır. Yalanhaber ve karalamalarla kamuoyunu yanıltılmaktadır. Halkımız ve partimiz karşı karşıya getirilmek istenmektedir. Özellikle barış süreciyle beraber provokatörler eliyle partimiz ve değerli halkımız karşı karşıya bırakılmak istenmektedir. Gerillaya katılımların bizim partiyle uzaktan yakından alakası olamadığını herkes bilmelidir."
BAŞSAVCILIK SORUŞTURMA BAŞLATTI
Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcısı Ramazan Solmaz, PKK’nın çocukları götürüp alıkoymasıyla ilgili soruşturma başlatıldığını açıkladı. Başsavcı Solmaz, "2014/16234 soruşturma numarası ile çocukları Lice’ye götürenler ve alıkoyanlar hakkında soruşturma devam etmekte olup, soruşturmanın safahati ve sonucu hakkında kamuoyuna bilgi verilecektir" dedi.
Anneler ne diyor?
Dİyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanlığı önünde PKK’nın dağa götürdüğünü çocuklarını bırakmasını isteyerek eylemlerini sürdüren annelerin görüşleri şöyle:
EYLEMİ İLK BAŞLATAN ANNE
Belediye önünde ilk eylemi başlatan 15 yaşındaki H.G.’nin annesi Safiye Gündüz: "Kızım 23 Nisan’nda piknik bahanesiyle kaçırıldı. Selahaddin Eyubi Anadolu Lisesi 2’nci sınıf öğrencisiydi. 4 çocuğum var. Kocam Ahmet Gündüz, Kuzey Irak’ta inşaat taşeronu olarak çalışıyordu. Şimdi o da işini bırakmış şu an eylem yerinde bekliyor. 2’si kız, 2’si erkek 4 çocuğum vardı. Bir kızım dağa gitti, diğer çocuklarım başka şehirlerdeki çeşitli üniversitelerde okuyor. Kızımın bırakılmasını istiyorum."
’OĞLUNU DAĞDAN İNDİREN KADIN BİZE UMUT OLDU’
15 yaşındaki F.E.’nin annesi Filiz Eren: "Oğlum F., H. ile aynı sınıftaydı. 19 Mayıs’ta geldik, bugün 9 gün oldu. 23 Nisan’da birlikte pikniğe gitmişlerdi. Orada 5 çocuğu kaçırmışlardı. Ondan sonra bir kadın üniversite yolunda eylem yaptı, ’çocuğumu getirin’ diye. Sonra onun oğluyla birlikte 3 çocuğu serbest bıraktılar. Biz de bunu televizyonda duyduk umutlandık. H.’nin annesi ile birlikte belediye önünde eylem yapmaya karar verdik ve burada eyleme başladık. Mücadelemize devam edeceğiz."
15 yaşındaki A.B.T.’nin annesi Fatma Türk: "Oğlumu Ergani’den götürmüşler. Seçimden 2 gün sonra evden çıktı ve bir daha dönmedi. 8 çocuğum var. A.B. en küçük çocuğumdu. Oğlumu istiyorum onu geri getirsinler. Partiyle alakası yoktu kendi halindeydi."
’GEREKİRSE AÇLIK GREVİNE GİRECEĞİM, HATTA KENDİMİ YAKACAĞIM’
16 yaşındaki A.K.’nin annesi Yüksel Karaşin: "Oğlum hastaydı, hiç alakası yoktu dağdakilerle. Kulağından iltihap akıyordu. 9 Nisan’da götürdüler. Ben oğlumu istiyorum. 8 gündür buradayım. Tüm bu eylemlerden önce Dağkapı Meydanı’nda tek başıma eylem yapmayı düşünüyordum. Oğlum gelir, onu bırakırlar diye bekliyordum. Sonra bu kadınların çocukları için eylem yaptığını televizyondan görünce ben de buraya gelip eyleme başladım. Açlık grevine gireceğim, gerekirse kendimi yakacağım. Küçük çocuğumu da alıp gelmişim. 4 çocuğum var evde bıraktım geldim ne yapayım?"
’AİLELER KORKUYOR’
17 yaşındaki M.T.’nin annesi Sarriye Tokay: "Oğlum 14 yaşında Namık Kemal Lisesi 1’nci sınıf öğrencisiyken gitti. 2 ay birinci sınıfa gitti, sonra onu götürdüler. Aslında bize katılmak isteyen bir çok aile var ama korkuyorlar, çekiniyorlar. Korkudan ve endişeden dolayı buraya gelemiyorlar. Onu kandırıp götürdüler, hastaydı gözlerinde rahatsızlığı vardı. Bütün annelere sesleniyorum bize destek versinler. Gültan Kışanak’a sesleniyorum, Baydemir’e sesleniyorum, Ahmet Türk’e sesleniyorum, devlete sesleniyorum; bize sahip çıksınlar, çocuklarımızı getirsinler."
’SAVAŞ İSTEMİYORUZ, ÇOCUĞUMU İSTİYORUM’
18 yaşındaki O.B’nin annesi Zeynep Baytok: "Oğlumu 40 gün önce kaçırmışlar. Serbest çalışıyordu. 9 çocuğum var. O. 5’nci çocuğumdu. Televizyonda buradaki kadınları gördük. Oğlumu geri versinler. Oğlumuzu verene kadar buradan kalkmayacağız. Biz savaş istemiyoruz. 6 günden beri buradayım. Çocuğumu istiyorum, bana oğlumu getirsinler."
’YA ÇOCUĞUMU BIRAKSINLAR, YA DA CANIMIZI ALSINLAR’
19 yaşındaki V.Ç.’nin annesi Meral Çapak: Oğlum 7 ay önce gitmiş. Okula gitti bir daha gelmedi. Televizyonlarda kadınların çocukları için yaptığı eylemi görünce hemen düşünmeden ben de geldim. Ya çocuğumuzu bıraksınlar, yada bizim de canımızı alsınlar. Biz çocuklarımızı istiyoruz. Çocuğumu serbest bıraksınlar. Bunu istiyoruz. Saf kendi halinde evden çıkmayan bir çocuktu, yani oraya gidecek bir çocuk değildi."
BİR OĞLU ASKER
21 yaşındaki Y.Y’nin annesi Hediye Yıldız: "Oğlum 17 yaşındayken dağa gitti. Burhanettin Endüstri Meslek Lisesi öğrencisiydi. 7 çocuğum var. Kocam işsiz, perişan olduk. 20 yaşındaki oğlum Recep de Yalova’da asker. Televizyonda annelerin eylemini gördüm ben de destek için ve oğlumun geri gelmesi için eyleme başladık. 6 gündür eyleme devam ediyorum. Televizyonda görüp geldim. Huzurumuz yok, her gün ağlıyoruz. Hem asker oğluma, hem de dağdaki oğluma ağlıyorum. Hasta çocuğum var evde. Her gün de buraya geliyorum. Eşimin işi yok o da buradadıır. Biz barış istiyoruz."
’KIZIM 1 YIL ÖNCE GİTTİ’
Diyarbakır ve başka kentlerde okuyan çocukları olduğunu, onlara zarar gelmesinden endişe duyduğu için görüntü vermek istemeyen, 24 yaşındaki F.A.’nın annesi Keji Aydemir de, kızının bir yıl önce örgüte katıldığını söyledi. Eskişehir Anadolu Üniversitesi’nde okurken kızını bir kez daha dağa götürülmek istendiğini, ancak durumu erken fark ederek polisle birlikte ona engel olduklarını söyledi. Anne Aydemir, "Kızım bir yıl önce gitti. Eskişehir Anadolu Üniversitesi son sınıf öğrencisiydi. Kızımın ve bizim hayatımızı bitirdiler" dedi.
’SANA İŞ VERECEĞİZ DİYE DAĞA GÖTÜRDÜLER’
21 yaşındaki S.U.’nun annesi Muhsine Uçakan: "48 gün oldu kızım gideli. 6 günden beri burada eylem yapıyoruz. Arkadaş ortamından tanıştığı kişiler onu dağa götürdüler. Sana iş vereceğiz diye kandırdılar. Kızım hastadır, sara hastasıdır. Gözleri iyi görmüyor ve dizlerinde rahatsızlığı var. Bunu dağa götürseniz ne yapabilir ki? Televizyonda kadınların çocukları için eylem yaptığını gördük ve kendi çocuğumun bırakılması için eyleme destek verdik."
http://www.haber3.com/pkkdan-sok-yalanlama-2692865h.htm#ixzz32wQIJvOC
Erdoğan kurmaylarına kızdı köpürdü: "Tembel tembel oturmayın."
AK Parti'nin anketinde Erdoğan'a büyük şok
Soma faciasının ardından AKP’nin yaptığı anketler, hükümetin oylarının düştüğünü gösterdi. Köşk seçimi yapılan ankette de Gül’ün önde olması Erdoğan’ı çok kızdırdı. Kurmaylarına 'tembel tembel oturmayın' dedi.
Yüksek Seçim Kurulu (YSK) tarafından yenilenmesine karar verilen Yalova ve Ağrı seçimlerine kısa bir süre kala Ankara’da tansiyon yükseldi.
Başbakan Erdoğan’ın masasında iki ille ilgili seçim anketleri bulunuyor. Anketlerde, AKP’nin oylarının iki ilde de düşük çıktığı öğrenildi. Bu nedenle Başbakan Erdoğan’ın, kurmaylarını fırçaladığı ve “Ankara’da tembel tembel oturmayın” diyerek parti yöneticilerini fırçaladığı bildirildi.
Türkiye, Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde siyasi açıdan kritik bir haftaya girdi. 1 Haziran’da iki ilde yenilecek olan seçimler Cumhurbaşkanlığı seçimleri için de gösterge olacak. Bu nedenle Başbakan Erdoğan, Ağrı ile Yalova’da yapılacak seçimlere büyük önem veriyor.
Taraf gazetesinden Hüseyin Özay'nın haberine göre; Soma’da yaşanan facianın ardından çeşitli anketler yapıldı. Bu anketlerle Cumhurbaşkanlığı ve iki ildeki seçim eğilimleri ölçülmeye çalışıldı. AKP yöneticilerinden edinilen bilgiye göre, Soma faciasının ardından oylarda belirli oranda bir düşüş yaşandığı görüldü. Hatta seçim yapılacak iki ilde de, AKP’nin oylarının 30 Mart’ın da altına düştüğü tespit edildi. Bunun üzerine, Başbakan Erdoğan yakın kurmaylarını iki ile gitmelerini istedi. Hatta kulislerde, Başbakan Erdoğan’ın kurmaylarını Ankara’da oturduğu için fırçaladığı “Tembel tembel Ankara’da oturmayın. O iki ili de istiyorum” dediği konuşuluyor. Erdoğan, hafta sonu Yalova’da miting yaparak, partisine oy istemişti. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek de, seçimi yenilenecek illerde çalışmalar yürütüyor.
YERKEL “GÖREVDEN ALINDI” İDDİASI
Öte yandan yine, Soma faciasının siyasi sonuçlarını araştıran AKP, faciadan çok Başbakanlık Özel Kalem Müdür Yardımcısı Yusuf Yerkel’in, bir madenciye tekme atmasının toplum üzerinde büyük bir tepkiye yol açtığını belirledi. Bunun üzerine, Yerkel’in Başbakanlık makamından uzaklaştırıldığına yönelik haberler basına servis edildi. Ancak Başbakanlık’ın resmi sitesinde Yusuf Yerkel’in ismi halen özel kalem müdür yardımcısı olarak geçiyor. Bu durum kafaları karıştırdı.
GÜL ÖNDE
Öte yandan AKP içinde, Cumhurbaşkanlığı seçimlerine ilişkin yapılan bir anket de konuşuluyor. Kısa bir süre önce AKP, isim belirtmeden, “Cumhurbaşkanlığı’na kim aday olsun” sorusu yöneltildi. Anket, büyükşehirlerde yapıldı. Ankette, yüzde 25 Cumhurbaşkanı Gül, yüzde 24 Başbakan Erdoğan, yüzde 18 Meral Akşener, yüzde 17’de Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç çıktı. Bu durum parti yönetiminde de rahatsızlığa yol açtı.
Soma faciasının ardından AKP’nin yaptığı anketler, hükümetin oylarının düştüğünü gösterdi. Köşk seçimi yapılan ankette de Gül’ün önde olması Erdoğan’ı çok kızdırdı. Kurmaylarına 'tembel tembel oturmayın' dedi.
Yüksek Seçim Kurulu (YSK) tarafından yenilenmesine karar verilen Yalova ve Ağrı seçimlerine kısa bir süre kala Ankara’da tansiyon yükseldi.
Başbakan Erdoğan’ın masasında iki ille ilgili seçim anketleri bulunuyor. Anketlerde, AKP’nin oylarının iki ilde de düşük çıktığı öğrenildi. Bu nedenle Başbakan Erdoğan’ın, kurmaylarını fırçaladığı ve “Ankara’da tembel tembel oturmayın” diyerek parti yöneticilerini fırçaladığı bildirildi.
Türkiye, Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde siyasi açıdan kritik bir haftaya girdi. 1 Haziran’da iki ilde yenilecek olan seçimler Cumhurbaşkanlığı seçimleri için de gösterge olacak. Bu nedenle Başbakan Erdoğan, Ağrı ile Yalova’da yapılacak seçimlere büyük önem veriyor.
Taraf gazetesinden Hüseyin Özay'nın haberine göre; Soma’da yaşanan facianın ardından çeşitli anketler yapıldı. Bu anketlerle Cumhurbaşkanlığı ve iki ildeki seçim eğilimleri ölçülmeye çalışıldı. AKP yöneticilerinden edinilen bilgiye göre, Soma faciasının ardından oylarda belirli oranda bir düşüş yaşandığı görüldü. Hatta seçim yapılacak iki ilde de, AKP’nin oylarının 30 Mart’ın da altına düştüğü tespit edildi. Bunun üzerine, Başbakan Erdoğan yakın kurmaylarını iki ile gitmelerini istedi. Hatta kulislerde, Başbakan Erdoğan’ın kurmaylarını Ankara’da oturduğu için fırçaladığı “Tembel tembel Ankara’da oturmayın. O iki ili de istiyorum” dediği konuşuluyor. Erdoğan, hafta sonu Yalova’da miting yaparak, partisine oy istemişti. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek de, seçimi yenilenecek illerde çalışmalar yürütüyor.
YERKEL “GÖREVDEN ALINDI” İDDİASI
Öte yandan yine, Soma faciasının siyasi sonuçlarını araştıran AKP, faciadan çok Başbakanlık Özel Kalem Müdür Yardımcısı Yusuf Yerkel’in, bir madenciye tekme atmasının toplum üzerinde büyük bir tepkiye yol açtığını belirledi. Bunun üzerine, Yerkel’in Başbakanlık makamından uzaklaştırıldığına yönelik haberler basına servis edildi. Ancak Başbakanlık’ın resmi sitesinde Yusuf Yerkel’in ismi halen özel kalem müdür yardımcısı olarak geçiyor. Bu durum kafaları karıştırdı.
GÜL ÖNDE
Öte yandan AKP içinde, Cumhurbaşkanlığı seçimlerine ilişkin yapılan bir anket de konuşuluyor. Kısa bir süre önce AKP, isim belirtmeden, “Cumhurbaşkanlığı’na kim aday olsun” sorusu yöneltildi. Anket, büyükşehirlerde yapıldı. Ankette, yüzde 25 Cumhurbaşkanı Gül, yüzde 24 Başbakan Erdoğan, yüzde 18 Meral Akşener, yüzde 17’de Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç çıktı. Bu durum parti yönetiminde de rahatsızlığa yol açtı.
26 Mayıs 2014 Pazartesi
Kemer'e farklı açıdan bak.
Sizde tatil için Kemeri seçtiyseniz:
Popüler müzikleri Kemer ve çevresindeki bir çok eğlence yerleri, gece klüpleri, disco, bar ve cafelerde dinleme imkanına sahipsiniz. Buralarda bir yandan müzik dinlerken diğer yandan Türk ve dünya mutfağının lezzetli yemeklerinden tadabilirsiniz.
Özellikle havaların ısındığı yaz aylarında içini kaynatan ortamları ile kışa Kemerde bomba gibi hazırlanabilirsiniz.Moral ve Enerji dolu geceler sizleri tatil mekanları Kemerde bekliyor.
Popüler müzikleri Kemer ve çevresindeki bir çok eğlence yerleri, gece klüpleri, disco, bar ve cafelerde dinleme imkanına sahipsiniz. Buralarda bir yandan müzik dinlerken diğer yandan Türk ve dünya mutfağının lezzetli yemeklerinden tadabilirsiniz.
Özellikle havaların ısındığı yaz aylarında içini kaynatan ortamları ile kışa Kemerde bomba gibi hazırlanabilirsiniz.Moral ve Enerji dolu geceler sizleri tatil mekanları Kemerde bekliyor.
Rus kızları bize Türkçe öğretecek!
Rus arama motoru Yandex, Türkiye'ye özel yerel çalışmalarına yazım hatalarını da ekledi.
Yandex, Türkiye'de arama sorgularında en sık tekrarlanan yazım hatalarını açıkladı. Yandex üzerinde yapılan milyonlarca sorgu arasında binlerce yazım hatası da yapılıyor.
Yandex, kullanıcıların en sık yaptıkları hataları özel bir sayfada toplayıp, okulların açıldığı bugün yayınladı. dilbilgisi.yandex.com.tr adresindeki özel sayfada, birçok kişi için artık alışkanlık haline gelmiş yazım hataları incelenebiliyor ve sosyal medya sitelerinde paylaşılabiliyor.
Özellikle Türkiyede yerleşik olarak bulunan binlerce rus kızı ise bu özellik sayesinde türkçelerini ilerletecek belkide bizden iyi türkçe konuşup bize öğretmeye kalkacaklar.
Yandex, Türkiye'de arama sorgularında en sık tekrarlanan yazım hatalarını açıkladı. Yandex üzerinde yapılan milyonlarca sorgu arasında binlerce yazım hatası da yapılıyor.
Yandex, kullanıcıların en sık yaptıkları hataları özel bir sayfada toplayıp, okulların açıldığı bugün yayınladı. dilbilgisi.yandex.com.tr adresindeki özel sayfada, birçok kişi için artık alışkanlık haline gelmiş yazım hataları incelenebiliyor ve sosyal medya sitelerinde paylaşılabiliyor.
Özellikle Türkiyede yerleşik olarak bulunan binlerce rus kızı ise bu özellik sayesinde türkçelerini ilerletecek belkide bizden iyi türkçe konuşup bize öğretmeye kalkacaklar.
Nisan ayında turist kızların sayısı arttı.
Nisan ayında Türkiye’ye gelen yabancı turist sayısı geçen yılın aynı ayına göre yüzde 8,20’lik artışla, 2 milyon 652 bin 71 kişiye ulaştı.
Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik, nisan ayına ilişkin turizm istatistiklerini Twitter sayfasından paylaştı. Çelik’in yayınladığı verilere göre yabancı turist sayısında nisan ayında yüzde 8,20’lik artış yaşanırken, Türkiye’ye en çok turist gönderen ülke sıralamasında Almanya yine başı çekti. Türkiye’ye en çok ziyaretçi gönderen ülkeler sıralamasında Almanya yüzde 15,90 ile 1'inci, Rusya yüzde 8,14 ile 2'nci, İngiltere yüzde 5,60 ile 3’üncü sırada yer aldı.
En çok ziyaretçi alan şehir sıralamasında da İstanbul ilk sırada yer almaya devam etti. Nisan ayında İstanbul’a gelen ziyaretçi sayısı 1 milyon 15 bin olarak gerçekleşirken, Antalya 769 bin, Edirne 233 bin ziyaretçi sayısı ile ilk üçte yer aldı.
Havaların ısınması ile Kızlı Erkekli turist grupları tatil yörelerine akın etmeye başladı.
Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik, nisan ayına ilişkin turizm istatistiklerini Twitter sayfasından paylaştı. Çelik’in yayınladığı verilere göre yabancı turist sayısında nisan ayında yüzde 8,20’lik artış yaşanırken, Türkiye’ye en çok turist gönderen ülke sıralamasında Almanya yine başı çekti. Türkiye’ye en çok ziyaretçi gönderen ülkeler sıralamasında Almanya yüzde 15,90 ile 1'inci, Rusya yüzde 8,14 ile 2'nci, İngiltere yüzde 5,60 ile 3’üncü sırada yer aldı.
En çok ziyaretçi alan şehir sıralamasında da İstanbul ilk sırada yer almaya devam etti. Nisan ayında İstanbul’a gelen ziyaretçi sayısı 1 milyon 15 bin olarak gerçekleşirken, Antalya 769 bin, Edirne 233 bin ziyaretçi sayısı ile ilk üçte yer aldı.
Havaların ısınması ile Kızlı Erkekli turist grupları tatil yörelerine akın etmeye başladı.
25 Mayıs 2014 Pazar
Erdoğan Cumhurbaşkanı adaylığını açıkladığı gün Başbakanlık'tan istifa etmeli.
Seçimlere katılan kamu görevlilerine istifa zorunluluğunu hatırlatan Aşık, Erdoğan’In buna istisna sayılamayacağını iddia etti.
İşte Melih Aşık’ın yazısının ilgili bölümü:
Cumhurbaşkanlığı Seçim Kanunu’na göre adaylığı kesinleşen kamu görevlilerinin istifa etmesi gerekiyor.
Kanunda hakimler, savcılar, öğretim üyeleri gibi meslekler sayılmış… Ancak milletvekili ve bakanlar ayrıca sayılmamış. Vural Savaş, Atilla Kart gibi hukukçular Meclis üyelerinin de kamu görevlisi olduğunu, Başbakan aday olduğu takdirde görevden istifa etmesi gerektiğini vurguluyorlar.
Buna karşılık Burhan Kuzu gibi AKP sözcüleri Başbakan’ın istifa zorunda olmadığını iddia ediyor. Düşününüz ki… Başbakanlık’ta bir düz memur iseniz, seçim kampanyasında kamunun imkânlarını kullanmamanız için görevden istifanız gerekiyor. Ama Başbakan iseniz istifanız gerekmiyor… Böylesi mantıksızlığı bir kuzu bile kabul edebilir mi?
Hatırlarsanız yerel seçimler öncesinde belediye başkanlığına aday olan bakanlar, yasada açık hüküm olmamasına karşın, doğrusunu yaparak etik gerekçeyle istifa etmiş, Başbakan da o gerekçeyi yerinde bularak istifaları kabul etmişti. Hatta istifalarını Başbakan istemişti.
Başbakan 12 Temmuz’da adaylığı kesinleştiği anda görevini bırakmalıdır…
CHP ve MHP de konuyu bir zahmet şimdiden gündeme getirmelidir.
İşte Melih Aşık’ın yazısının ilgili bölümü:
Cumhurbaşkanlığı Seçim Kanunu’na göre adaylığı kesinleşen kamu görevlilerinin istifa etmesi gerekiyor.
Kanunda hakimler, savcılar, öğretim üyeleri gibi meslekler sayılmış… Ancak milletvekili ve bakanlar ayrıca sayılmamış. Vural Savaş, Atilla Kart gibi hukukçular Meclis üyelerinin de kamu görevlisi olduğunu, Başbakan aday olduğu takdirde görevden istifa etmesi gerektiğini vurguluyorlar.
Buna karşılık Burhan Kuzu gibi AKP sözcüleri Başbakan’ın istifa zorunda olmadığını iddia ediyor. Düşününüz ki… Başbakanlık’ta bir düz memur iseniz, seçim kampanyasında kamunun imkânlarını kullanmamanız için görevden istifanız gerekiyor. Ama Başbakan iseniz istifanız gerekmiyor… Böylesi mantıksızlığı bir kuzu bile kabul edebilir mi?
Hatırlarsanız yerel seçimler öncesinde belediye başkanlığına aday olan bakanlar, yasada açık hüküm olmamasına karşın, doğrusunu yaparak etik gerekçeyle istifa etmiş, Başbakan da o gerekçeyi yerinde bularak istifaları kabul etmişti. Hatta istifalarını Başbakan istemişti.
Başbakan 12 Temmuz’da adaylığı kesinleştiği anda görevini bırakmalıdır…
CHP ve MHP de konuyu bir zahmet şimdiden gündeme getirmelidir.
Nuri Bilge Ceylan kimdir?
Nuri Bilge Ceylan kim? Nuri Bilge Ceylan "Kış Uykusu" adlı filmi ile 67. Cannes Film Festivali'nde Altın Palmiye ödülünü kazandı. Peki Nuri Bilge Ceylan kimdir? Nuri Bilge Ceylan'ın aldığı ödüller, filmleri ve hayatı.
Nuri Bilge Ceylan kim? Nuri Bilge Ceylan "Kış Uykusu" adlı filmi ile 67. Cannes Film Festivali'nde Altın Palmiye ödülünü kazandı. Peki Nuri Bilge Ceylan kimdir? Nuri Bilge Ceylan'ın aldığı ödüller, filmleri ve hayatı.
Nuri Bilge Ceylan, "Ödülümü son bir yılda hayatını kaybeden Türk gençlerine adıyorum" dedi. Ceylan, "Bu sene Türk sinemasının 100. yıldönümü. İnanılmaz güzel bir tesadüf. Thierry Fremaux, Gilles Jacob ve Jane Chanpion’a çok teşekkür ediyorum. Bu ödülü son bir yıl boyunca hayatını kaybeden tüm Türk gençlerine hediye ediyorum" diye konuştu.
Türk sinemasının Cannes tescilli, bol ödüllü yönetmeni Nuri Bilge Ceylan'ın Bir Zamanlar Anadolu'da filminden sonra hayata geçirdiği son filmi olan Kış Uykusu yine yüzünü taşraya dönen bir yapım. Filmin başrolünde Haluk Bilginer yer alırken, kadroda kendisine Demet Akbağ, Melisa Sözen, Ayberk Pekcan, Serhat Mustafa Kılıç, Tamer Levent, Nejat İşler ve Nadir Sarıbacak eşlik ediyor.
NURİ BİLGE CEYLAN KİMDİR?
Nuri Bilge Ceylan, Boğaziçi Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği bölümünden mezun olduktan sonra Mimar Sinan Üniversitesi’nde iki yıl sinema eğitimi gördü. 1980'lerde kimi portföyleri Gergedan gibi dönemin nitelikli kültür ve sanat dergilerinde yayınlanan Nuri Bilge Ceylan, yaptığı dört filmin de, yönetmenliğini, senaryo yazarlığını ve yapımcılığını üstlendi. Sinemaya Koza adlı kısa filmiyle adımını atan Nuri Bilge Ceylan bu filmiyle, Cannes Film Festivali'nin ilgili bölümüne katılma başarısını gösterdi.
Nuri Bilge Ceylan 1997'de ilk uzun metrajlı filmi olan ve başta Berlin Film Festivali olarak pek çok dünya festivalinde gösterilen üç bölümlü, otobiyografik ve pastoral Kasaba filmini, 1999 yılında da bir meta-film olan ve ilk iki filmdeki otobiyografik izleği sürdüren ve büyük başarı kazanan Mayıs Sıkıntısı'nı çekti. Film, Berlin Film Festivali'nin yarışmalı bölümünde gösterilmişti.
56. Cannes Film Festivali’nde yarışan ve favori filmler arasında gösterilen Nuri Bilge Ceylan’ın 2002 yapımlı dram filmi Uzak, Altın Palmiye’den sonra festivalin ikinci önemli ödülü olan ‘Büyük Jüri Ödülü’nü (‘Grand Prix’) aldı. Filmde yalnız ve yabancılaşmış iki kuzeni oynayan filmin başrol oyuncuları Muzaffer Özdemir ve film tamamlandıktan hemen sonra bir trafik kazasında ölen Mehmet Emin Toprak da ‘En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü paylaşarak Türk sinema tarihinin en parlak başarılarından birine imza attılar.
Nuri Bilge Ceylan'ın dördüncü uzun metrajlı filmi olan İklimler, 2006 Cannes Film Festivali'nin yarışma bölümüne kabul edildi. Ceylan'ın o güne kadar çektiği en büyük bütçeli eser olan film, dijital görüntü teknolojisiyle kotarıldı ve görüntü yönetmenliğini Ceylan'ın kendisinin üstlenmediği ilk filmi olma özelliğini kazandı. Filmin bir diğer önemli özelliği ise, Nuri Bilge Ceylan'ın bu kez kamera önüne de geçerek, eşi Ebru Ceylan'la başrolleri paylaşmış olmasıdır.
Nuri Bilge Ceylan 2008 Cannes Film Festivali'nde küçük zaafların büyük yalanları doğurmasıyla parçalanan bir ailenin, gerçeklerin üzerini örterek bir arada kalma çabasını anlatan Üç Maymun filmiyle "En İyi Yönetmen Ödülü"nü aldı. Ödülü aldıktan sonra yaptığı teşekkür konuşmasında "Bu ödülü birisine adamak istiyorum: Tutkuyla sevdiğim, yalnız ve güzel ülkeme..." dedi. 64.Cannes Film Festivalinde Bir Zamanlar Anadolu'da filmiyle Büyük jüri ödülüne layık görüldü.
Nuri Bilge Ceylan kim? Nuri Bilge Ceylan "Kış Uykusu" adlı filmi ile 67. Cannes Film Festivali'nde Altın Palmiye ödülünü kazandı. Peki Nuri Bilge Ceylan kimdir? Nuri Bilge Ceylan'ın aldığı ödüller, filmleri ve hayatı.
Nuri Bilge Ceylan, "Ödülümü son bir yılda hayatını kaybeden Türk gençlerine adıyorum" dedi. Ceylan, "Bu sene Türk sinemasının 100. yıldönümü. İnanılmaz güzel bir tesadüf. Thierry Fremaux, Gilles Jacob ve Jane Chanpion’a çok teşekkür ediyorum. Bu ödülü son bir yıl boyunca hayatını kaybeden tüm Türk gençlerine hediye ediyorum" diye konuştu.
Türk sinemasının Cannes tescilli, bol ödüllü yönetmeni Nuri Bilge Ceylan'ın Bir Zamanlar Anadolu'da filminden sonra hayata geçirdiği son filmi olan Kış Uykusu yine yüzünü taşraya dönen bir yapım. Filmin başrolünde Haluk Bilginer yer alırken, kadroda kendisine Demet Akbağ, Melisa Sözen, Ayberk Pekcan, Serhat Mustafa Kılıç, Tamer Levent, Nejat İşler ve Nadir Sarıbacak eşlik ediyor.
NURİ BİLGE CEYLAN KİMDİR?
Nuri Bilge Ceylan, Boğaziçi Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği bölümünden mezun olduktan sonra Mimar Sinan Üniversitesi’nde iki yıl sinema eğitimi gördü. 1980'lerde kimi portföyleri Gergedan gibi dönemin nitelikli kültür ve sanat dergilerinde yayınlanan Nuri Bilge Ceylan, yaptığı dört filmin de, yönetmenliğini, senaryo yazarlığını ve yapımcılığını üstlendi. Sinemaya Koza adlı kısa filmiyle adımını atan Nuri Bilge Ceylan bu filmiyle, Cannes Film Festivali'nin ilgili bölümüne katılma başarısını gösterdi.
Nuri Bilge Ceylan 1997'de ilk uzun metrajlı filmi olan ve başta Berlin Film Festivali olarak pek çok dünya festivalinde gösterilen üç bölümlü, otobiyografik ve pastoral Kasaba filmini, 1999 yılında da bir meta-film olan ve ilk iki filmdeki otobiyografik izleği sürdüren ve büyük başarı kazanan Mayıs Sıkıntısı'nı çekti. Film, Berlin Film Festivali'nin yarışmalı bölümünde gösterilmişti.
56. Cannes Film Festivali’nde yarışan ve favori filmler arasında gösterilen Nuri Bilge Ceylan’ın 2002 yapımlı dram filmi Uzak, Altın Palmiye’den sonra festivalin ikinci önemli ödülü olan ‘Büyük Jüri Ödülü’nü (‘Grand Prix’) aldı. Filmde yalnız ve yabancılaşmış iki kuzeni oynayan filmin başrol oyuncuları Muzaffer Özdemir ve film tamamlandıktan hemen sonra bir trafik kazasında ölen Mehmet Emin Toprak da ‘En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü paylaşarak Türk sinema tarihinin en parlak başarılarından birine imza attılar.
Nuri Bilge Ceylan'ın dördüncü uzun metrajlı filmi olan İklimler, 2006 Cannes Film Festivali'nin yarışma bölümüne kabul edildi. Ceylan'ın o güne kadar çektiği en büyük bütçeli eser olan film, dijital görüntü teknolojisiyle kotarıldı ve görüntü yönetmenliğini Ceylan'ın kendisinin üstlenmediği ilk filmi olma özelliğini kazandı. Filmin bir diğer önemli özelliği ise, Nuri Bilge Ceylan'ın bu kez kamera önüne de geçerek, eşi Ebru Ceylan'la başrolleri paylaşmış olmasıdır.
Nuri Bilge Ceylan 2008 Cannes Film Festivali'nde küçük zaafların büyük yalanları doğurmasıyla parçalanan bir ailenin, gerçeklerin üzerini örterek bir arada kalma çabasını anlatan Üç Maymun filmiyle "En İyi Yönetmen Ödülü"nü aldı. Ödülü aldıktan sonra yaptığı teşekkür konuşmasında "Bu ödülü birisine adamak istiyorum: Tutkuyla sevdiğim, yalnız ve güzel ülkeme..." dedi. 64.Cannes Film Festivalinde Bir Zamanlar Anadolu'da filmiyle Büyük jüri ödülüne layık görüldü.
Almanya da Erdoğan eylemleri
Başbakan Erdoğan bugün Almanya'nın Köln kentinde konuşacak. Erdoğan'ın konuşma yapacağı Lanxess Arena önünde destekçileri, kentin başka bir alanındaysa protestocular toplanmaya başladı.
Erdoğan Almanya programı kapsamında bugün Avrupalı Türk Demokratlar Birliği’nin (UETD) 10. kuruluş yıldönümü toplantısına katılacak.
Toplantı Köln’deki 20 bin kişilik Lanxess Arena’da yapılacak.
Etkinliği izlemek isteyenler salon önünde toplanmaya başladı.
LANXESS ÖNÜNDE DESTEK SLOGANLARI
Grup, ‘Bu millet seninle gurur duyuyor’, ‘Recep Tayyip Erdoğan’ sloganları atıyor.
Köln’deki Ebertplatz’da ise Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) ve Avrupa Alevi Birlikleri
Konfederasyonu’nun (AABK) çağrısıyla bir protesto yürüyüşü düzenleniyor. Bu yürüyüşe katılacak olanlar eylem alanında bir araya gelmeye başladı.
Bunun dışında aşırı sağcı görüşleriyle bilinen Pro NRW adlı grubun da bir gösteri yapacağı bildiriliyor.
Erdoğan Almanya programı kapsamında bugün Avrupalı Türk Demokratlar Birliği’nin (UETD) 10. kuruluş yıldönümü toplantısına katılacak.
Toplantı Köln’deki 20 bin kişilik Lanxess Arena’da yapılacak.
Etkinliği izlemek isteyenler salon önünde toplanmaya başladı.
LANXESS ÖNÜNDE DESTEK SLOGANLARI
Grup, ‘Bu millet seninle gurur duyuyor’, ‘Recep Tayyip Erdoğan’ sloganları atıyor.
Köln’deki Ebertplatz’da ise Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) ve Avrupa Alevi Birlikleri
Konfederasyonu’nun (AABK) çağrısıyla bir protesto yürüyüşü düzenleniyor. Bu yürüyüşe katılacak olanlar eylem alanında bir araya gelmeye başladı.
Bunun dışında aşırı sağcı görüşleriyle bilinen Pro NRW adlı grubun da bir gösteri yapacağı bildiriliyor.
24 Mayıs 2014 Cumartesi
Tayyip Erdoğan her zaman ki gibi.
Her zamanki gibi kin ve nefret tohumları ekiyor
Tayyip, olaylarda ölen masum vatandaşlar için rahmet okuyacağına milleti kışkırtıyor, bölüyor, polise gaz veriyor…
İşte dünkü sözleri:
- Neymiş… Berkin Elvan’ı anacaklarmış.
- Her ölüm hadisesinde bir anma mı olacak.
- Ölmüştür geçmiştir.
- Kıran, döken karşısında polis nasıl sabrediyor anlamıyorum.
- Soma’yı bahane edip, vuran kıran, her fırsatta polise saldıranlar karşısında
elbette susmayacağız.
Erdoğan, 2 kişinin polis şiddetiyle öldüğü gün, bu açıklamayı yaptı Toplumdaki kutuplaşmayı derinleştiren Erdoğan, büyük tepki çekti
Başbakan Tayyip Erdoğan, yangına körükle gidiyor… Yüreği yanan ailelerin acısına acı katıyor. Ankara’daki Genişletilmiş İl Başkanları toplantısında konuşan Başbakan’ın hedefinde, Gezi’de polisin gaz kapsülüyle ölen Berkin Elvan (15) vardı. Daha önce mitingde Berkin’in annesini yuhalatan Erdoğan, bu kez küçük çocuk için “Ölmüştür, geçmiştir” dedi. Okmeydanı’nda 2 kişinin hayatını kaybettiği gün yapılan bu açıklama tepki çekti. İşte Erdoğan’ın o ibretlik sözleri:
“Ölmüştür, geçmiştir!”
İşçi arkadaşlarımız ‘Ne zaman işimize geri döneceğiz?’ diyor. ‘Bütün önlemlerimizi alalım sonra işinize başlayacaksınız’ dedim. Maden kazalarını sıfırlamak mümkün değil.
301 şehidimizin acısı tazeyken sustuk. Ama kimse kusura bakmasın. Soma’yı bahane edip kıran, döken karşısında yine susmayacağız.
Neymiş Berkin Elvan’ı anmak için törenler düzenleyeceklermiş. Her ölüm hadisesinde bir tören mi düzenleyeceğiz. Ölmüştür geçmiştir.
Bütün bu araçların üzerine bu teröristler camları kırmaya çalışıyorlar. Polis eli kolu bağlı mı kalacak, bir şey yapmayacak mı? Nasıl sabrediyorlar anlayamıyorum.
Ellerinde akıllı telefonlarıyla ahkam keserler, yalan söylerler.
twitter’da attıkları tweet gündem listesine girmiyorsa bunlar için hiçbir konu önemli değildir. Bunlar kendileri 140 karakter yazınca dünyayı kurtaran adam zannederler.
Bunlar lüks kafelerde otururlar, deniz gören yalılarında Boğaz’a nazır villalarında otururlar.
Tayyip, olaylarda ölen masum vatandaşlar için rahmet okuyacağına milleti kışkırtıyor, bölüyor, polise gaz veriyor…
İşte dünkü sözleri:
- Neymiş… Berkin Elvan’ı anacaklarmış.
- Her ölüm hadisesinde bir anma mı olacak.
- Ölmüştür geçmiştir.
- Kıran, döken karşısında polis nasıl sabrediyor anlamıyorum.
- Soma’yı bahane edip, vuran kıran, her fırsatta polise saldıranlar karşısında
elbette susmayacağız.
Erdoğan, 2 kişinin polis şiddetiyle öldüğü gün, bu açıklamayı yaptı Toplumdaki kutuplaşmayı derinleştiren Erdoğan, büyük tepki çekti
Başbakan Tayyip Erdoğan, yangına körükle gidiyor… Yüreği yanan ailelerin acısına acı katıyor. Ankara’daki Genişletilmiş İl Başkanları toplantısında konuşan Başbakan’ın hedefinde, Gezi’de polisin gaz kapsülüyle ölen Berkin Elvan (15) vardı. Daha önce mitingde Berkin’in annesini yuhalatan Erdoğan, bu kez küçük çocuk için “Ölmüştür, geçmiştir” dedi. Okmeydanı’nda 2 kişinin hayatını kaybettiği gün yapılan bu açıklama tepki çekti. İşte Erdoğan’ın o ibretlik sözleri:
“Ölmüştür, geçmiştir!”
İşçi arkadaşlarımız ‘Ne zaman işimize geri döneceğiz?’ diyor. ‘Bütün önlemlerimizi alalım sonra işinize başlayacaksınız’ dedim. Maden kazalarını sıfırlamak mümkün değil.
301 şehidimizin acısı tazeyken sustuk. Ama kimse kusura bakmasın. Soma’yı bahane edip kıran, döken karşısında yine susmayacağız.
Neymiş Berkin Elvan’ı anmak için törenler düzenleyeceklermiş. Her ölüm hadisesinde bir tören mi düzenleyeceğiz. Ölmüştür geçmiştir.
Bütün bu araçların üzerine bu teröristler camları kırmaya çalışıyorlar. Polis eli kolu bağlı mı kalacak, bir şey yapmayacak mı? Nasıl sabrediyorlar anlayamıyorum.
Ellerinde akıllı telefonlarıyla ahkam keserler, yalan söylerler.
twitter’da attıkları tweet gündem listesine girmiyorsa bunlar için hiçbir konu önemli değildir. Bunlar kendileri 140 karakter yazınca dünyayı kurtaran adam zannederler.
Bunlar lüks kafelerde otururlar, deniz gören yalılarında Boğaz’a nazır villalarında otururlar.
23 Mayıs 2014 Cuma
Yolda bulduğu altınları polise verdi.
Temizlik işçisi Abuzer Çelik, yolu süpürürken bulduğu 1,5 kilogram altın yüzüğü polise teslim etti.
Belediyede hizmet alımıyla temizlik işçisi olarak çalışan Çelik, kuyumcuların bulunduğu Harıkçı Caddesi'nde yolu süpürürken yerde çanta buldu. Çelik, altın yüzük dolu çantayı, bölgede görevlipolis memurlarına verdi.
Polis ekipleri, yaklaşık 120 bin lira değerindeki altın yüzükleri, sahibine ulaştırması için Adıyaman Sarraflar ve Kuyumcular Derneği Başkanı Mehmet Ali Yaylagül'e teslim etti.
Çelik, gazetecilere, "Sahibini bilmediğim için altınları polis memuruna verdim. Haram mal olduğu için teslim ettim, haram yemem. 6 çocuğum var, zengin bir insan da değilim, haram mal olduğu için teslim ettim" dedi.
Dernek başkanı Yaylagül de altınları, şehir dışından gelen firma yetkililerinin düşürdüğünü belirterek, "Memleketimizin tabiriyle helal mal, helal kişiye denk geldi gerçekten. Ben bu amcamıza teşekkür ediyoruz. Altınların sahibi firma yetkilileri, altınları bulduğu için bu kardeşimize iki yüzük hediye etmemi istedi. Ben de kendisine ve eşine iki yüzük hediye ediyorum. Amcamız, insanlık görevini yaptı. İnsani davranışta bulundu" diye konuştu.
Yaylagül, daha sonra altınların sahibi olan firma adına Çelik'e 2 altın yüzük hediye etti.
Bu arada, Adıyaman Belediyesi'ne hizmet alımıyla temizlik işçisi sağlayan şirketin, örnek davranışından dolayı Çelik'i 3 gün izinle ödüllendirdiği öğrenildi.
Belediyede hizmet alımıyla temizlik işçisi olarak çalışan Çelik, kuyumcuların bulunduğu Harıkçı Caddesi'nde yolu süpürürken yerde çanta buldu. Çelik, altın yüzük dolu çantayı, bölgede görevlipolis memurlarına verdi.
Polis ekipleri, yaklaşık 120 bin lira değerindeki altın yüzükleri, sahibine ulaştırması için Adıyaman Sarraflar ve Kuyumcular Derneği Başkanı Mehmet Ali Yaylagül'e teslim etti.
Çelik, gazetecilere, "Sahibini bilmediğim için altınları polis memuruna verdim. Haram mal olduğu için teslim ettim, haram yemem. 6 çocuğum var, zengin bir insan da değilim, haram mal olduğu için teslim ettim" dedi.
Dernek başkanı Yaylagül de altınları, şehir dışından gelen firma yetkililerinin düşürdüğünü belirterek, "Memleketimizin tabiriyle helal mal, helal kişiye denk geldi gerçekten. Ben bu amcamıza teşekkür ediyoruz. Altınların sahibi firma yetkilileri, altınları bulduğu için bu kardeşimize iki yüzük hediye etmemi istedi. Ben de kendisine ve eşine iki yüzük hediye ediyorum. Amcamız, insanlık görevini yaptı. İnsani davranışta bulundu" diye konuştu.
Yaylagül, daha sonra altınların sahibi olan firma adına Çelik'e 2 altın yüzük hediye etti.
Bu arada, Adıyaman Belediyesi'ne hizmet alımıyla temizlik işçisi sağlayan şirketin, örnek davranışından dolayı Çelik'i 3 gün izinle ödüllendirdiği öğrenildi.
Emlak vergisini %15 az ödemenin yöntemi ne?
Emlak Vergisi'nin ilk taksidinin ödenme tarihinde sona doğru yaklaşılırken birçok ev sahibi katlanan vergi tutarından şikâyetçi.
Emlak Vergisi iki ayrı değer göz önüne alınarak hesaplanıyor. Bunlardan ilki 4 yılda bir belirlenen arsa metrekare birim fiyatları. Bu değer 2014'te yeniden belirlendi ve birçok şehir ve ilçede yüzde 300'leri bulan artışlar nedeniyle mahkemelere taşınmaya başlandı. Takdir komisyonları tarafından belirlenen arsa bedelleri bu yıl mahkemeye götürülebiliyor. Çünkü önceki yıllarda komisyon kararlarına itiraz edilemiyordu. Anayasa Mahkemesi bu düzenlemeyi Anayasa'ya aykırı bulunca iptal etti. Böylece vatandaşların Emlak Vergisi'nin bir ayağına ilişkin mahkemeyolu açıldı.
Diğer ayak ise bina inşaat maliyeti. Bu maliyetleri Maliye Bakanlığı her yıl yenidenyayımlıyor. İşte yüksek belirlenen arsa bedelinden daha fazla ödenecek vergiyi deetkileyen ve gözden kaçan uygulama da burada başlıyor.
Belediyeler Maliye'nin cetveline göre binaların metrekaresini çarpıp verginin diğer ayağını belirliyor. Fakat belirlenecek maliyet 5 ayrı sınıfta toplanıyor. Lüks, 1, 2, 3 ve basit sınıf olarak. Belediyeler bu sınıfları şimdi ya müteahhitlerin bayanına göre ya da kendisi belirliyor. Vergiyifazla almak için de birim fiyatı fazla olan sınıfı seçiyor. Oysa belediyelerin belki de işine gelmediği için uygulamadığı ve binanın hangi sınıfta olduğunu düzenleyen yasal düzenlemelermevcut.
İlk olarak 1972 yılında çıkarılan Emlak Vergisi'ne Matrah Olacak Vergi Değerlerinin Takdirine İlişkin Tüzük konuya el atmış. Bu tüzükte binalar 5 sınıfa ayrılarak bu sınıfların nasıl belirleneceği Maliye Bakanlığı'na bırakılıyor. Bakanlık da 15 Aralık 1983'te hangi yapınınlüks hangisinin birinci hangisinin ikinci sınıf olacağını belirlemiş. Örneğin binanın lüks sayılması için dış cephesi, mermer, çini ve bakır kaplamalı olmalı. 2'den fazla odası gizli ışıklandırmalı, 2'den fazla odası ısı ve ses yalıtımlı gibi birçok özelliği olmalı.
YARIDAN FAZLA ÖZELLİĞİ İÇERMELİ
14 seri No'lu tebliğde de Maliye Bakanlığı yukarıdaki 2 yasal düzenlemeye dikkat çekerek binainşaat maliyetinin belirlenmesinde bakanlığın 15 Aralık 1983'te yayımladığı cetvele göre belirlenmesi gerektiğini belirterek bu konudaki şüphelere de yer bırakmıyor. Aynı tebliğde bir sınıfın yarısından fazla özelliği bünyesinde barındıran binanın o sınıfa gireceği ifade edilerek bir sınıfın özelliklerinden yarısından bir az özelliği taşıyan binanın bir alt sınıfta değerlendirilmesi gerektiği ifade ediliyor. Bu ise verginin yüzde 15'e kadar düşmesini sağlayabiliyor.
Emlak Vergisi iki ayrı değer göz önüne alınarak hesaplanıyor. Bunlardan ilki 4 yılda bir belirlenen arsa metrekare birim fiyatları. Bu değer 2014'te yeniden belirlendi ve birçok şehir ve ilçede yüzde 300'leri bulan artışlar nedeniyle mahkemelere taşınmaya başlandı. Takdir komisyonları tarafından belirlenen arsa bedelleri bu yıl mahkemeye götürülebiliyor. Çünkü önceki yıllarda komisyon kararlarına itiraz edilemiyordu. Anayasa Mahkemesi bu düzenlemeyi Anayasa'ya aykırı bulunca iptal etti. Böylece vatandaşların Emlak Vergisi'nin bir ayağına ilişkin mahkemeyolu açıldı.
Diğer ayak ise bina inşaat maliyeti. Bu maliyetleri Maliye Bakanlığı her yıl yenidenyayımlıyor. İşte yüksek belirlenen arsa bedelinden daha fazla ödenecek vergiyi deetkileyen ve gözden kaçan uygulama da burada başlıyor.
Belediyeler Maliye'nin cetveline göre binaların metrekaresini çarpıp verginin diğer ayağını belirliyor. Fakat belirlenecek maliyet 5 ayrı sınıfta toplanıyor. Lüks, 1, 2, 3 ve basit sınıf olarak. Belediyeler bu sınıfları şimdi ya müteahhitlerin bayanına göre ya da kendisi belirliyor. Vergiyifazla almak için de birim fiyatı fazla olan sınıfı seçiyor. Oysa belediyelerin belki de işine gelmediği için uygulamadığı ve binanın hangi sınıfta olduğunu düzenleyen yasal düzenlemelermevcut.
İlk olarak 1972 yılında çıkarılan Emlak Vergisi'ne Matrah Olacak Vergi Değerlerinin Takdirine İlişkin Tüzük konuya el atmış. Bu tüzükte binalar 5 sınıfa ayrılarak bu sınıfların nasıl belirleneceği Maliye Bakanlığı'na bırakılıyor. Bakanlık da 15 Aralık 1983'te hangi yapınınlüks hangisinin birinci hangisinin ikinci sınıf olacağını belirlemiş. Örneğin binanın lüks sayılması için dış cephesi, mermer, çini ve bakır kaplamalı olmalı. 2'den fazla odası gizli ışıklandırmalı, 2'den fazla odası ısı ve ses yalıtımlı gibi birçok özelliği olmalı.
YARIDAN FAZLA ÖZELLİĞİ İÇERMELİ
14 seri No'lu tebliğde de Maliye Bakanlığı yukarıdaki 2 yasal düzenlemeye dikkat çekerek binainşaat maliyetinin belirlenmesinde bakanlığın 15 Aralık 1983'te yayımladığı cetvele göre belirlenmesi gerektiğini belirterek bu konudaki şüphelere de yer bırakmıyor. Aynı tebliğde bir sınıfın yarısından fazla özelliği bünyesinde barındıran binanın o sınıfa gireceği ifade edilerek bir sınıfın özelliklerinden yarısından bir az özelliği taşıyan binanın bir alt sınıfta değerlendirilmesi gerektiği ifade ediliyor. Bu ise verginin yüzde 15'e kadar düşmesini sağlayabiliyor.
Sensör 'ölüm' dedi, patron 'kömür' dedi!
Facianın 8 gün öncesinden bağıra bağıra geldiği belgelendi.
Soma’da 301 madencinin şehit olduğu facianın göz göre geldiği, madende bin 400 metre derinliğe inerek incelemede bulunan ilk bilirkişi raporuyla ortaya konuldu. STAR’ın ulaştığı bilirkişi raporunda, madendeki yangın izleriyle tespit edildi. Kömür yanması soncu insan sağlığına zararlı karbonmonoksitin açığa çıktığı anlatılan raporda, karbonmonoksit ve karbondioksitin de 48 adet sensörle kontrol edildiği belirtilerek, 8 Mayıs’dan itibaren karbonmonoksit oranını ölçen H3 panosundaki 490 numaralı sensörde, olay günü 13 Mayıs’a kadar yükselişin tespit edildiği kayda geçirildi. Raporda, 50 PPM üzerinde karbonmonoksit bulunan ortamlarda çalışılamayacağı vurgulanarak, 470 nolu sensörde bu oranın 500 PPM’nin üzerinde çıktığı anlatıldı.
Kablolar bir bir yanmış
Bin metrede U2 elektrik trafosunun elektrik bilirkişisi Prof. Dr. Eyüp Akpınar tarafından detaylı incelemesinin yapıldığı; daha derine gidildikçe yangının ilk belirtisi olan taşıma bandının komple yandığı, yanmaya bağlı taşlarda siyahlıkların olduğu, tahta tahkimatların yanması üzerine taşların yer yer tabana düştüğü tespit edildi. Raporda taşıma bandının en son yandığı kısma kadar elektrik kablolarının dış yüzeylerinin de içerisindeki bakır kablo görünecek şekilde yandığı, ileri gidildikçe sürekli devam ettiği kaydedildi. “İlerilere gidildikçe kısım kısım göçüklerin bulunduğu, madenin üst ve yanlarında bulunan tahta tahkimatların yanık olduğu” ifadelerine yer verildi.
Mart ayından beri yanıyor
Raporda, madende yangının Mart ayında başladığı ve kül takviyesi yapıldığı belirtilerek şöyle denildi: “Nezaretçi defterinin 10/01/2014, 25/01/2014, 09/02/2014, 24/02/2014, 10/03/2014, 25/03/2014, 09/04/2014, 24/04/2014 ve 09/05/2014 tarihlerinde işlendiği, yazılan hususlar içerisinde sadece 24/02/2014 tarihinde H panosu yarı mekanize ayaktaki karbonmonoksit artışı nedeniyle ayağın barajlandığı ve kül verme işlemine başlandığı, 10/03/2014 tarihinde kül verme işleminin devam ettiği, 09/05/2014 tarihinde de tekrar açılmak üzere H panosunun temizlenmeye başlandığı notu dışında havalandırma ve ocak gazlarına ilişkin herhangi bir uyarıya yer verilmediği anlaşılmaktadır.“
50 PPM üzerinde işçi çalışamaz
Raporda, 50 PPM üzerinde karbonmonoksit bulunan ortamlarda çalışılamayacağı vurgulanarak, bu oranın 500 PPM’nin üzerinde çıktığı anlatıldı. Raporda, “Maden işletmelerinde iş sağlığı ve güvenliği yönetmeliğine göre yüzde 19 oksijen değeri altında maksimum %0,5 karbondioksit ve maksimum 50 PPM üzerinde karbonmonoksit bulunan ortamlarda çalışılamaz” denildi
10 kat fazla zehir
RAPORDAN: “Bu parametrelerin izlenmesi ile kömürün kendiliğinden yanmasının tespit ve takip edilmesi mümkündür. Bu amaçla yeraltı maden işletmeleri adı geçen gazların ölçülmesi için sensörler ile donatılmalıdır. Olayın meydana geldiği madende, Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından verilen resmi belgelerde yapılan incelemelerde, 19 adet karbonmonoksit (CO) , 1 adet karbondioksit (CO2), 19 adet metan (CH4) ve 9 adet oksijen (O2) olmak üzere toplam 48 adet uzaktan algılama sensörleri ocağın değişik bölgelerine konuşlandırılmıştır.
Bütün sensörler alarm vermiş
Kömürün kendiliğinden yanmasını belirleyen karbonmonoksit gazı tarafımıza iletilen veriler üzerinde yapılan 2014 yılı Mart ayından, kazanın meydana geldiği 13/05/2014 tarihine kadar incelemelerde, özellikle S panosu S3 klasik ayak hava çıkışında bulunan sensörde (470 numaralı sensör) madenlerde izin verilen azami konsantrasyon olan 50 PPM’in üzerinde çok sayıda ölçüm kaydı olduğu tespit edilmiştir. (ölçüm cihazı 500 PPM’in üzerinde göstermektedir.) Yüksek içerikli karbonmonoksit kömürünün kendiliğinden yanmasının en önemli göstergesidir. Aynı durumu H panosu H3 yarı mekanize hava çıkışında bulunan sensörde (490 numaralı sensör) de 08/05/2014 ile 13/05/2014 tarihleri arasında görülmektedir. Benzer durumlar aynı tarih aralıklarında 536 numaralı sensör ile, anayol 140 ayak hava çıkış sensöründe (415 numaralı sensör) de tespit edilmiştir.”
ŞİRKETİN TARTIŞILAN YETKİ BELGESİ
Soma Kömür İşletmeleri A.Ş.’de patronların, şirketin işleriyle ilgili tüm sorumluluğu Genel Müdür Ramazan Doğru’ya devredildiğine ilişkin belgede iş sağlığı ve güvenliği açısından her türlü sorumluluğun Ramazan Doğru’da olduğu, Yönetim Kurulu Başkanı Can Gürkan’ın ise resmi dairelerden bankalara kadar diğer işlemlerden sorumlu olduğu kaydediliyor. Yönetim Kurulu Başkanı Can Gürkan savcılık ifadesinde, şirketin işleriyle ilgili bir sorumluluğunun bulunmadığını ileri sürerek tüm yetkinin Genel Müdür Ramazan Doğru’ya devredildiğine ilişkin belge sunmuştu. Ramazan Doğru ise belgenin sahte olduğunu ve belgedeki imzanın kendisine ait olmadığını savunmuştu. 19 Mayıs’ta dosyaya giren iki belgeden biri, şirketin 24 Aralık 2013 tarihli Yönetim Kurulu Kararı. Diğer belge ise bu kararın Ticaret Sicil Müdürlüğü’ne gönderildiğine ilişkin yazı. İlk belgede, yönetim kurulu üyelerinin şirket merkezinde toplanarak, Yönetim Kurulu Başkanlığına Can Gürkan, Yönetim Kurulu üyeliğine ise Mustafa Yiğit ve Ramazan Doğru’nun getirildiği, Finans Grup Başkanlığına ise Ayşegül Şenes’in getirildiği belirtiliyor.
Star Gazete
Soma’da 301 madencinin şehit olduğu facianın göz göre geldiği, madende bin 400 metre derinliğe inerek incelemede bulunan ilk bilirkişi raporuyla ortaya konuldu. STAR’ın ulaştığı bilirkişi raporunda, madendeki yangın izleriyle tespit edildi. Kömür yanması soncu insan sağlığına zararlı karbonmonoksitin açığa çıktığı anlatılan raporda, karbonmonoksit ve karbondioksitin de 48 adet sensörle kontrol edildiği belirtilerek, 8 Mayıs’dan itibaren karbonmonoksit oranını ölçen H3 panosundaki 490 numaralı sensörde, olay günü 13 Mayıs’a kadar yükselişin tespit edildiği kayda geçirildi. Raporda, 50 PPM üzerinde karbonmonoksit bulunan ortamlarda çalışılamayacağı vurgulanarak, 470 nolu sensörde bu oranın 500 PPM’nin üzerinde çıktığı anlatıldı.
Kablolar bir bir yanmış
Bin metrede U2 elektrik trafosunun elektrik bilirkişisi Prof. Dr. Eyüp Akpınar tarafından detaylı incelemesinin yapıldığı; daha derine gidildikçe yangının ilk belirtisi olan taşıma bandının komple yandığı, yanmaya bağlı taşlarda siyahlıkların olduğu, tahta tahkimatların yanması üzerine taşların yer yer tabana düştüğü tespit edildi. Raporda taşıma bandının en son yandığı kısma kadar elektrik kablolarının dış yüzeylerinin de içerisindeki bakır kablo görünecek şekilde yandığı, ileri gidildikçe sürekli devam ettiği kaydedildi. “İlerilere gidildikçe kısım kısım göçüklerin bulunduğu, madenin üst ve yanlarında bulunan tahta tahkimatların yanık olduğu” ifadelerine yer verildi.
Mart ayından beri yanıyor
Raporda, madende yangının Mart ayında başladığı ve kül takviyesi yapıldığı belirtilerek şöyle denildi: “Nezaretçi defterinin 10/01/2014, 25/01/2014, 09/02/2014, 24/02/2014, 10/03/2014, 25/03/2014, 09/04/2014, 24/04/2014 ve 09/05/2014 tarihlerinde işlendiği, yazılan hususlar içerisinde sadece 24/02/2014 tarihinde H panosu yarı mekanize ayaktaki karbonmonoksit artışı nedeniyle ayağın barajlandığı ve kül verme işlemine başlandığı, 10/03/2014 tarihinde kül verme işleminin devam ettiği, 09/05/2014 tarihinde de tekrar açılmak üzere H panosunun temizlenmeye başlandığı notu dışında havalandırma ve ocak gazlarına ilişkin herhangi bir uyarıya yer verilmediği anlaşılmaktadır.“
50 PPM üzerinde işçi çalışamaz
Raporda, 50 PPM üzerinde karbonmonoksit bulunan ortamlarda çalışılamayacağı vurgulanarak, bu oranın 500 PPM’nin üzerinde çıktığı anlatıldı. Raporda, “Maden işletmelerinde iş sağlığı ve güvenliği yönetmeliğine göre yüzde 19 oksijen değeri altında maksimum %0,5 karbondioksit ve maksimum 50 PPM üzerinde karbonmonoksit bulunan ortamlarda çalışılamaz” denildi
10 kat fazla zehir
RAPORDAN: “Bu parametrelerin izlenmesi ile kömürün kendiliğinden yanmasının tespit ve takip edilmesi mümkündür. Bu amaçla yeraltı maden işletmeleri adı geçen gazların ölçülmesi için sensörler ile donatılmalıdır. Olayın meydana geldiği madende, Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından verilen resmi belgelerde yapılan incelemelerde, 19 adet karbonmonoksit (CO) , 1 adet karbondioksit (CO2), 19 adet metan (CH4) ve 9 adet oksijen (O2) olmak üzere toplam 48 adet uzaktan algılama sensörleri ocağın değişik bölgelerine konuşlandırılmıştır.
Bütün sensörler alarm vermiş
Kömürün kendiliğinden yanmasını belirleyen karbonmonoksit gazı tarafımıza iletilen veriler üzerinde yapılan 2014 yılı Mart ayından, kazanın meydana geldiği 13/05/2014 tarihine kadar incelemelerde, özellikle S panosu S3 klasik ayak hava çıkışında bulunan sensörde (470 numaralı sensör) madenlerde izin verilen azami konsantrasyon olan 50 PPM’in üzerinde çok sayıda ölçüm kaydı olduğu tespit edilmiştir. (ölçüm cihazı 500 PPM’in üzerinde göstermektedir.) Yüksek içerikli karbonmonoksit kömürünün kendiliğinden yanmasının en önemli göstergesidir. Aynı durumu H panosu H3 yarı mekanize hava çıkışında bulunan sensörde (490 numaralı sensör) de 08/05/2014 ile 13/05/2014 tarihleri arasında görülmektedir. Benzer durumlar aynı tarih aralıklarında 536 numaralı sensör ile, anayol 140 ayak hava çıkış sensöründe (415 numaralı sensör) de tespit edilmiştir.”
ŞİRKETİN TARTIŞILAN YETKİ BELGESİ
Soma Kömür İşletmeleri A.Ş.’de patronların, şirketin işleriyle ilgili tüm sorumluluğu Genel Müdür Ramazan Doğru’ya devredildiğine ilişkin belgede iş sağlığı ve güvenliği açısından her türlü sorumluluğun Ramazan Doğru’da olduğu, Yönetim Kurulu Başkanı Can Gürkan’ın ise resmi dairelerden bankalara kadar diğer işlemlerden sorumlu olduğu kaydediliyor. Yönetim Kurulu Başkanı Can Gürkan savcılık ifadesinde, şirketin işleriyle ilgili bir sorumluluğunun bulunmadığını ileri sürerek tüm yetkinin Genel Müdür Ramazan Doğru’ya devredildiğine ilişkin belge sunmuştu. Ramazan Doğru ise belgenin sahte olduğunu ve belgedeki imzanın kendisine ait olmadığını savunmuştu. 19 Mayıs’ta dosyaya giren iki belgeden biri, şirketin 24 Aralık 2013 tarihli Yönetim Kurulu Kararı. Diğer belge ise bu kararın Ticaret Sicil Müdürlüğü’ne gönderildiğine ilişkin yazı. İlk belgede, yönetim kurulu üyelerinin şirket merkezinde toplanarak, Yönetim Kurulu Başkanlığına Can Gürkan, Yönetim Kurulu üyeliğine ise Mustafa Yiğit ve Ramazan Doğru’nun getirildiği, Finans Grup Başkanlığına ise Ayşegül Şenes’in getirildiği belirtiliyor.
Star Gazete
22 Mayıs 2014 Perşembe
Selfie'nin türkçe karşılığı "özçekim"
Türk Dil Kurumu (TDK), vatandaşlardan gelen önerileri değerlendirerek, "kendi fotoğrafını çekmek" anlamına gelen "selfie"ye Türkçe karşılık olarak "özçekim"i seçti.
TDK Bilim Kurulu bugünkü toplantısında "selfie" sözcüğünün Türkçe karşılığını "özçekim" olarak belirledi. Yabancı sözlere karşılıklar bulma çalışmalarına geniş katılımı sağlamak ve konuya katkısı olabilecek herkesin görüşlerini alabilmek amacıyla yapılan çalışma sonucunda TDK, "selfie"ye en çok önerilen "özçekim", "kendiçekim", "görçek", "kendinçek" ve "bakçek" sözcüklerini yine vatandaşa sorarak seçmişti.
Yaklaşık 1 ay önce başlatılan çalışma kapsamında önerileri alan TDK, Facebook sayfasından, telefon ve mail yoluyla kendilerine ulaşan görüşleri geçen hafta son olarak 5'e kadar indirmiş ve yine son kararı halka bırakmıştı.
Bu çerçevede bugün toplanan TDK Bilim Kurulu, 5 karşılıktan en fazla önerilen "özçekim"i "selfie"ye karşılık olarak kabul etti.
Toplantının sonunda Kurul, Başkan Prof. Dr. Mustafa Kaçalin'in de yer aldığı bir "özçekim"le sosyal medyadan da kararı paylaştı. Fotoğrafı ve kararı kısa sürede çok sayıda kişi beğenirken, olumlu ve olumsuz yorumlar da yapıldı.
TDK Bilim Kurulu bugünkü toplantısında "selfie" sözcüğünün Türkçe karşılığını "özçekim" olarak belirledi. Yabancı sözlere karşılıklar bulma çalışmalarına geniş katılımı sağlamak ve konuya katkısı olabilecek herkesin görüşlerini alabilmek amacıyla yapılan çalışma sonucunda TDK, "selfie"ye en çok önerilen "özçekim", "kendiçekim", "görçek", "kendinçek" ve "bakçek" sözcüklerini yine vatandaşa sorarak seçmişti.
Yaklaşık 1 ay önce başlatılan çalışma kapsamında önerileri alan TDK, Facebook sayfasından, telefon ve mail yoluyla kendilerine ulaşan görüşleri geçen hafta son olarak 5'e kadar indirmiş ve yine son kararı halka bırakmıştı.
Bu çerçevede bugün toplanan TDK Bilim Kurulu, 5 karşılıktan en fazla önerilen "özçekim"i "selfie"ye karşılık olarak kabul etti.
Toplantının sonunda Kurul, Başkan Prof. Dr. Mustafa Kaçalin'in de yer aldığı bir "özçekim"le sosyal medyadan da kararı paylaştı. Fotoğrafı ve kararı kısa sürede çok sayıda kişi beğenirken, olumlu ve olumsuz yorumlar da yapıldı.
Okul arkadaşı liseli kızla mağarada ilişkiye girdi.
Antalya'da lise öğrencisi E.D.M. ile cinsel ilişkiye giren sınıf arkadaşı A.A. ile bu ilişkiyi gizlice kaydedip, kıza şantaj yaptıkları iddia edilen aynı okuldan 1’i kız 3 lise öğrencisi hakkında, dava açıldı.
Savcılık, A.A. hakkında 30 yıla, C.L. hakkında 10 yıla, E.E. için 6 yıla, T.B.E. için de 3 yıla kadar hapis cezası istedi. Davanın görülmesine önümüzdeki günlerde Antalya 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlanacak.
KAMERAYA KAYDETTİ
Olay 23 Ağustos 2012 tarihinde meydana geldi. O tarihte 14 yaşında olan lise öğrencisi A.A., aynı yaştaki kız arkadaşı E.D.M.’yi, arkadaşı 15 yaşındaki C.L.’nin evine götürdü. İddiaya göre kız arkadaşına tuzak kuran A.A., C.L.’den cinsel ilişkiye girerken kendilerini görüntülemesini istedi. A.A., genç kızla C.L.’nin odasında ilişkiye girdi, C.L. ise kapı aralığından cep telefonuyla ilişkiyi kameraya kaydetti.
MAĞARADA İLİŞKİYE GİRDİ
A.A., bir süre sonra cinsel ilişki görüntüleriyle genç kıza şantaj yaptı. E.D.M.’den şantajla 180 TL, kaykay ve tenis raketi alan A.A., ayrıca görüntülerden kurtulması karşılığında kıza tekrar ilişki teklif etti. Görüntülerin yayılmasından korkan E.D.M., A.A. ile Atatürk Parkı’ndaki bir mağarada bir kez daha ilişkiye girdi.
BİR KİŞİ DAHA ÖĞRENDİ
Bu sırada ikilinin internette cinsel ilişkiye dair yazışmalarını ele geçiren E.D.M.’nin okul arkadaşı 14 yaşındaki E.E. adlı kız öğrenci ile görüntülerden haberdar olan aynı okuldaki 14 yaşındaki T.B.E. de bir süre sonra E.D.M.’ye şantaj yapmaya başladı.
E.D.M.’yi telefonla arayan E.E., 50 TL istedi ve parayı vermemesi halinde konuşmaları internette yayacağını söyledi. Para ve kaykay isteyen T.B.E. ise genç kızı görüntüleri internette yayınlamakla tehdit etti.
BİLEKLERİNİ KESTİ
Yaşadığı olaylardan ve her geçen gün artan şantajlardan bunalan E.D.M. ise bileklerini keserek intihara teşebbüs etti. Acil olarak hastaneye götürülen E.D.M., ailesinin desteğiyle gittiği psikoloğa başından geçenleri anlattı. Psikoloğunun desteğiyle olayları ailesine de anlatmasının ardından aile, kızlarına iğrenç tuzağı kurup şantaj yapan okul arkadaşlarından şikayetçi oldu.
Başlatılan soruşturma kapsamında kızla ilişkiye giren A.A. tutuklandı. Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde yapılan incelemede, maruz kaldığı cinsel istismar nedeniyle E.D.M.’nin ruh sağlığının bozulduğu belirlendi.
30 YILA KADAR HAPİS CEZASI İSTENDİ
Soruşturmayı kısa süre önce tamamlayan Cumhuriyet Savcısı Gündoğan Öztürk, 4 lise öğrencisi hakkında dava açtı. Savcılık, A.A. hakkında 'çocuğa nitelikli cinsel istismarda bulunmak', 'kişiyi hürriyetinden yoksun kılmak' ve 'şantaj' suçlarından 30 yıla kadar hapis cezası istedi. Diğer sanık C.L. hakkında 'kişiyi hürriyetinden yoksun kılmak’ ve ’özel hayatın gizliliğini ihlal etmek’ suçlarından 10 yıla kadar, E.E. için 'şantaj' ve 'özel hayatın gizliliğini ihlal etmek' suçlarından 6 yıla kadar, T.B.E. için de 'şantaj' suçundan 3 yıla kadar hapis cezası istendi.
Davanın görülmesine önümüzdeki günlerde Antalya 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlanacak.
Savcılık, A.A. hakkında 30 yıla, C.L. hakkında 10 yıla, E.E. için 6 yıla, T.B.E. için de 3 yıla kadar hapis cezası istedi. Davanın görülmesine önümüzdeki günlerde Antalya 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlanacak.
KAMERAYA KAYDETTİ
Olay 23 Ağustos 2012 tarihinde meydana geldi. O tarihte 14 yaşında olan lise öğrencisi A.A., aynı yaştaki kız arkadaşı E.D.M.’yi, arkadaşı 15 yaşındaki C.L.’nin evine götürdü. İddiaya göre kız arkadaşına tuzak kuran A.A., C.L.’den cinsel ilişkiye girerken kendilerini görüntülemesini istedi. A.A., genç kızla C.L.’nin odasında ilişkiye girdi, C.L. ise kapı aralığından cep telefonuyla ilişkiyi kameraya kaydetti.
MAĞARADA İLİŞKİYE GİRDİ
A.A., bir süre sonra cinsel ilişki görüntüleriyle genç kıza şantaj yaptı. E.D.M.’den şantajla 180 TL, kaykay ve tenis raketi alan A.A., ayrıca görüntülerden kurtulması karşılığında kıza tekrar ilişki teklif etti. Görüntülerin yayılmasından korkan E.D.M., A.A. ile Atatürk Parkı’ndaki bir mağarada bir kez daha ilişkiye girdi.
BİR KİŞİ DAHA ÖĞRENDİ
Bu sırada ikilinin internette cinsel ilişkiye dair yazışmalarını ele geçiren E.D.M.’nin okul arkadaşı 14 yaşındaki E.E. adlı kız öğrenci ile görüntülerden haberdar olan aynı okuldaki 14 yaşındaki T.B.E. de bir süre sonra E.D.M.’ye şantaj yapmaya başladı.
E.D.M.’yi telefonla arayan E.E., 50 TL istedi ve parayı vermemesi halinde konuşmaları internette yayacağını söyledi. Para ve kaykay isteyen T.B.E. ise genç kızı görüntüleri internette yayınlamakla tehdit etti.
BİLEKLERİNİ KESTİ
Yaşadığı olaylardan ve her geçen gün artan şantajlardan bunalan E.D.M. ise bileklerini keserek intihara teşebbüs etti. Acil olarak hastaneye götürülen E.D.M., ailesinin desteğiyle gittiği psikoloğa başından geçenleri anlattı. Psikoloğunun desteğiyle olayları ailesine de anlatmasının ardından aile, kızlarına iğrenç tuzağı kurup şantaj yapan okul arkadaşlarından şikayetçi oldu.
Başlatılan soruşturma kapsamında kızla ilişkiye giren A.A. tutuklandı. Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde yapılan incelemede, maruz kaldığı cinsel istismar nedeniyle E.D.M.’nin ruh sağlığının bozulduğu belirlendi.
30 YILA KADAR HAPİS CEZASI İSTENDİ
Soruşturmayı kısa süre önce tamamlayan Cumhuriyet Savcısı Gündoğan Öztürk, 4 lise öğrencisi hakkında dava açtı. Savcılık, A.A. hakkında 'çocuğa nitelikli cinsel istismarda bulunmak', 'kişiyi hürriyetinden yoksun kılmak' ve 'şantaj' suçlarından 30 yıla kadar hapis cezası istedi. Diğer sanık C.L. hakkında 'kişiyi hürriyetinden yoksun kılmak’ ve ’özel hayatın gizliliğini ihlal etmek’ suçlarından 10 yıla kadar, E.E. için 'şantaj' ve 'özel hayatın gizliliğini ihlal etmek' suçlarından 6 yıla kadar, T.B.E. için de 'şantaj' suçundan 3 yıla kadar hapis cezası istendi.
Davanın görülmesine önümüzdeki günlerde Antalya 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlanacak.
Servis şöförü liseli kıza tecavüz etti.
Ordu’nun Fatsa İlçesi’nde 33 yaşındaki servis şoförü F.Ç., 15 yaşındaki lise öğrencisi E.P.’ye tecavüz ettiği iddiasıyla tutuklandı.
F.Ç'nin bir yıl önce de bazı kız öğrencilere cinsel içerikli mesajlar attığı gerekçesiyle gözaltına alındığı ve tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldığı öğrenildi...
Fatsa İlçesi’nde öğrenci servis şoförlüğü yapan evli ve 2 çocuk babası F.Ç.’nin serviste taşıdığı lise1’nci sınıf öğrencisi E.P.’ye tecavüz ettiği iddia edildi. Kız öğrencinin başından geçen olayı ailesine anlatması üzerine savcılığa suç duyurusunda bulunuldu. Jandarma tarafından yakalanarak gözaltına alınan
F.Ç. dün çıkarıldığı nöbetçi mahkeme tarafından tutuklanarak Ünyecezaevi’ne gönderildi.
İddiaya göre F.Ç.’nin geçen yıl da serviste taşıdığı bazı kız öğrencilere cinsel içerikli mesajlar attığı, yapılan suç duyurusu üzerine gözaltına alınıp, çıkarıldığı nöbetçi mahkeme tarafından tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldığı belirtildi.
DEĞERLENDİRMESİNİ YAPACAĞIZ
Ordu Valisi Kenan Çiftçi, tecavüz iddiasıyla ilgili olayda şüphelinin tutuklandığını belirterek, "Dava süreci, adli süreç devam ediyor. O kişi tutuklandı. Bize düşen idari yönden arkadaşlarımızla değerlendiriyoruz. Bundan sonra neler yapılabilir, bunun değerlendirmesini arkadaşlarımızla yapacağız" dedi.
F.Ç'nin bir yıl önce de bazı kız öğrencilere cinsel içerikli mesajlar attığı gerekçesiyle gözaltına alındığı ve tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldığı öğrenildi...
Fatsa İlçesi’nde öğrenci servis şoförlüğü yapan evli ve 2 çocuk babası F.Ç.’nin serviste taşıdığı lise1’nci sınıf öğrencisi E.P.’ye tecavüz ettiği iddia edildi. Kız öğrencinin başından geçen olayı ailesine anlatması üzerine savcılığa suç duyurusunda bulunuldu. Jandarma tarafından yakalanarak gözaltına alınan
F.Ç. dün çıkarıldığı nöbetçi mahkeme tarafından tutuklanarak Ünyecezaevi’ne gönderildi.
İddiaya göre F.Ç.’nin geçen yıl da serviste taşıdığı bazı kız öğrencilere cinsel içerikli mesajlar attığı, yapılan suç duyurusu üzerine gözaltına alınıp, çıkarıldığı nöbetçi mahkeme tarafından tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldığı belirtildi.
DEĞERLENDİRMESİNİ YAPACAĞIZ
Ordu Valisi Kenan Çiftçi, tecavüz iddiasıyla ilgili olayda şüphelinin tutuklandığını belirterek, "Dava süreci, adli süreç devam ediyor. O kişi tutuklandı. Bize düşen idari yönden arkadaşlarımızla değerlendiriyoruz. Bundan sonra neler yapılabilir, bunun değerlendirmesini arkadaşlarımızla yapacağız" dedi.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
COİNPAYU İLE 25+ KAZANDIM.
Hergün siteye gir kısa reklamları izle.Yüzlerce anketten istediklerini yap.Görevleri tamamla Günün sonunda en yüksek puanı topla 25+ $KAZAN.Unutma görevler ve anketlerden kazandığından hariç ilk 1000 kişi hergün bonus olarak $ kazanıyor. Defalarca ödeme aldım.Türkiye de yaşayanlara ödeme yapıyor.Dikkat etmeniz gereken nokta görevleri yaparken doğru cevaplar verin.Genelde şirketlerin kullanıcıların alışveriş alışkanlıklarını ve ürün tercihlerini öğrenmek için yaptığı araştırma anketleri çıkıyor.Ve soruyu okumadan rastgele işaretlemeyin.İlk birkaç gün en çok ödülü siz kazanma şansını elde edemeseniz bile.Hergün 1 saate yakın zaman harcarsanız ilk 1000 kişiye kein giriliyor. Denemekte fayda var.